Yalnızlık, ömür boyu..




Dünyanın aşılması en güç duygusu sanırım yalnızlık..Bazen sadece yalnız hissedersiniz, hatta başta içten içe seversiniz bu duyguyu..Kendine yetebilmenin göstergesi sayarsınız ama sonra bakarsınız ki ters giden bir şey var..Akşam üzeri dertleşeceğiniz sizi sadece siz olduğunuz için dinleyip gerçekten değer veren insanların yokluğunu anlarsınız ve belki de en sonunda klişe deyimle kalabalıklar arasındaki yanlızlığın farkına varırsınız.. Herkes zaten yalnız bir şekilde bu hayatta..Çevremizdeki onca insana rağmen yalnızız hepimiz..Sadece bunun farkında değil herkes..Ben farkında olan şanssız ya da belki de şanslı azınlıktanım sanırım..Bilemiyorum.

"All i loved, i loved alone" diyen Edgar Allan Poe'nun yakından hissettiğini düşünüyorüm bu duyguyu..Anlık yalnızlıklar vardır, insan kendini bir an yalnız hisseder..Sevdiği birilerini hatırlayana dek..Sürece yayılan yalnızlıklar vardır..Bir gece mesela..Bir gece büyük yalnızlık çekersiniz..Günün ışığı karanlık düşüncelerinizi dağıtana kadar..Uzun yalnızlıklar vardır..Aylar ya da seneler sürer..Alışmış olmanız gereken yalnızlıklar..Bu tip yalnızlıklar var olduğu sürece ben hiçbir zaman insanın yalnızlıktan kurtulabileceğine inanmam..Zaten Özdemir Asafın tek sevmediğim şiiri "yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz"dır..Paylaşılan yalnızlık olmaz olur mu, o da bir başka tür yalnızlıktır..Tolstoy'un "nasıl dünyadaki her kafa kadar farklı düşünce varsa, dünyadaki her kalp için de ayrı sevgi vardır" dediği gibi dünyadaki ruh sayısı kadar da yalnızlık çeşidi vardır..Asafın paylaşılmayan yalnızlık yaşamamış olmasına üzülüyorum..Uzun süren yalnızlıkların vazgeçilmez elemanıdır çünkü paylaşılan yalnızlık..İntihar bile bir nevi yalnızlığını paylaşma isteğine karşı koyuştur..İnsan yalnızlığını paylaşılabileceğini bilir içten içe, paylaşır veya karşı koyar..Ben karşı koyanlardanım kesinlikle..(Belki de Asaf'ınki bir savunma mekanizmasıydı..Karşı koymak istiyor buna kendini iyice inandırmak için şiirleriyle kendine hatırlatıyordu..Sonuçta o bu şiiriyle o an hissettiği yalnızlığı bir ülke insanla paylaşmıştır).

Paylaşılan yalnızlığın kiminle paylaşıldığına dikkat edilmelidir..Sevgiliyle paylaşılan yalnızlıklar çoğu zaman azaltır bireydeki yalnızlık hissini..Ama farklı bir yalnızlık doğurur..İki kişinin yalnızlığıdır bu..Bir de ezeli ve ebedi yalnızlıklar vardır ki yalnızlığın en acı halidir..Her dinin, her mitolojinin kulağımıza fısıldadığı mutlak yalnızlıktır bu..Yalnızlığın en acı hali benim için budur..Bir insanlık sorunudur aslında yalnızlık..Bu sorun kapitalizmin gelişmeye başladığı 18.yüzyıldan bu yana insanlığın gündeminde..Bakıldığında Kafka ve benzeri yazarların eserlerinde insan yalnız doğmamakta, tersine, toplumsal koşullarca yalnızlaştırılmaktadır..

Öyle çok düşünüyorum ki ben bu yalnızlık olgusunu..Her anımda, her düşüncemde var nerdeyse..O yüzden durmam, yazdıkça yazarım yalnızlıkla ilgili..Alıntılar yaparım..Nerden aklıma geldi peki yalnızlıkla ilgili yazmak? İçimi dökmeye ihtiyacım var bu akşam fazlasıyla..Yalnızlığı yazmak istedim..Anlatmak istediğim somut şeyler var aslında..Ama anlatamıyorum..Anlatmamak için sebeplerim var..Şöyle söyleyeyim; ben yine "yalnızlık ömür boyu" şarkısını kendime ispatlamak için deliler gibi kastım son bir kaç günde..

Bir adam vardı, bir süredir hayatıma almak istediğim..Bazı engeller vardı aşmamız gereken..O engelleri aştık ve benim hayatıma dahil olmak için hazır olduğunu, artık tamamen benle olacağını söylediği anda kaçtım..Hem de çok kırıcı bir şekilde yaptım bunu..Neden yaptım bilmiyorum..Yoo aslında biliyorum..Korktum ben..Çok korktum mutlu olmaktan..Anlayamadığım bir şekilde acıyla, dengesizlikle, huzursuzlukla beslenen garip bir yapım var benim..Saçma, yanlış olduğunu bildiğim şeyleri de inadına yapmak gibi bir huyum da var ayrıca..Şundan da eminim ki ben bu huyumu hiç değiştirmeyeceğim..Ömrüm boyunca gel gitli ilişkiler yaşamaya, çok uyduğum, çok sevebileceğim bir adam karşıma çıksa da kaçmaya devam edeceğim..Böyle söyleyince insanlara, "saçmalama karşına doğru insan çıkmamıştır ondan böyle düşünüyorsun" diyorlar..Ama bilmedikleri bir şey var: Doğru insanı biz yaratırız aslında..Hem doğru insan nedir ki? Birinin doğru olduğuna inandırırsın kendini..Her şey inandırmakla alakalı..Bende o inanç yok işte..

Bu yüzden biliyorum ki ben ömrüm boyunca yalnız kalmaya mahkumum..Çok istememe rağmen şirin bir kız çocuğum olmayacak benim..50 yaşıma geldiğimde büyük ihtimalle alkol ve uykusuzluktan 65 gibi gösteren, tüm sevgi ve ilgisini evinde beslediği kedilere ayıran bir teyze olacağım ben..Sevecek başka birileri olmayacak çünkü çevremde..Bunu bilerek, bir ilişkiye başlamak, o ilişkiyi devam ettirmek öyle saçma geliyor ki bana..Olmuyor işte beceremiyorum ben kimsede kalmayı..Kimse de bende kalmıyor haliyle..

Ben susayım, şarkı çalsın o halde..Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu..


İstanbul, istanbul dedim sana geldim..




Geldim evet..İstanbuldayım..Ayda bir ordasın zaten, nesi ilginç bunun deme okuyucu..Artık hep buradayım..Bir işim var artık İstanbul'da..Aslında bu iş olayı belli olalı 2 haftadan fazla oldu..Geleli de 1 haftayı geçti ama ancak kendime gelip yazabiliyorum buraya..Bir süre daha yazmayabilirdim ama mail atan, gtalktan, ffden dürten o kadar çok kişi oldu ki yazmam konusunda..Artık yazmalı, daha fazla merakta bırakmamalı dedim..

Taksimde bi arkadaşımda kalıyorum şimdilik..Direk nevizadenin dibindeyiz..Evden çıkınca birden İstiklal'e çıkıyor olma fikrine hala alışabilmiş değilim..Ofis Beşiktaş'ta..Sıkıntı çekmiyorum yolda..Bi kaç gün Bostancı'da ki arkadaşımda kaldım ama o yolu çekemedim daha fazla..Bavullarımı aldığım gibi Taksime attım kendimi..Bu yanında kaldığım arkadaşım zaten en yakın arkadaşım..Onla beraber Mecidiyeköy'de eve çıkmayı planlıyoruz şimdi..Onun işine de benim işime de tek vesait olacak böylece..Rahat olacak bizim için..Bakalım ay sonu gibi çıkıcaz sanırım..

Ailemle aramı düzelttim buraya gelmeden önce..Son hafta eve döndüm zaten..Annemle de barıştım tamamiyle..Ev tutarken annem de gelecek buraya..Eşyalar falan yardım edicek işte..Garip bir şekilde bi anda hayatımda çoğu şey yolunda gitmeye başladı..Sanki sihirli bir değnek dokundu hayatıma..Bu yıldan pek umutlu değildim..Yeni yılla ilgili yazımda da demiştim zaten, yaşayalım bakalım 2009dan ne farkı var diye..Ama farklı olacak gibi sanki..Güzel başladı yani bu yıl..Ha bir de teyze oluyorum ben 7 ay sonra..Bu da yeni yılın ilk güzel haberiydi zaten..Sonra da devamı geldi işte.. :)

İstanbul'da yaşayacak olma fikri bana her zaman çok güzel gelmişti evet..Okuyanlar bilir zaten..Bunu hep çok istemiştim..Ama her şey birden olunca biraz garipsedim ilk hafta..Yani istifa ettim..Buraya temelli olmak üzere geldim falan..Her gün sanki Ankara'ya dönecekmişim gibi geliyor..Garip bir boşluk duygusu oluştu bi an..Ama alışırım sanırım..Güzel şeylere çabuk alışılır değil mi? Bir de o kadar arkadaşım olmasına rağmen burda, yalnız hissettim kendimi biraz..Neden bilmiyorum..Hava da çok kötü zaten geldiğimden beri..Hava düzelse süper olacak..İşte gördüğün gibi okuyucu..Her an şikayet edecek bir şey bulma potansiyeline sahibim ben..Havadan, sudan sebepler bulabiliyorum..

Neyse hoşgeldim sanırım İstanbula..15 milyonluk nüfusa bir de deli eklendi işte..Çok gelmem herhalde bu şehre, değil mi okuyucu?

Lhasa'nın ardından..





2001 yılında bir İstanbul yolculuğunda tanımıştım onu..Yılbaşı tatili için İstanbul'a gidiyorduk eski sevgilimle..Bir şarkı dinlememi istemişti benden..Kulağımda onun sesi..İspanyolca öğrenmeye heveslenmemin en büyük sebebi o ses..O hüzünlü ses.."con el abismo yo me enamoré*" diyordu..İnsanın yüreğini ağrıtan bir şarkı..El Pajaro..

Sonra onu dinlemeyi hiç bırakmadım..La Llorona albümünü defalarca, defalarca dinleyip her şarkısını beynime kazıdıktan sonra The Living Road geldi 2003 yılında..Con toda palabra, para el fin del mundo o el año nuevo, la confession..Daha da bağımlısı olmuştum onun bu albümüyle..Hayatımın en boktan yılıydı 2003..Bana onu tanıştıran adam tarafından terkedilmiştim..Lhasa'nın şarkıları, o hüzünlü sesi çektiğim acıyı daha da yoğunlaştırsa da onu dinlemeyi hiç bırakmamıştım..Sanki acımı paylaşıyordu o da benimle..Öyle bir bağ oluşturmuştum onunla aramda..Çok az kişide olur bana böyle..Çok az kişiye böyle bağlanırım..Lhasa o "çok az" kişiden biriydi..Çok özeldi benim için..

Onu canlı dinlemek en büyük isteklerimden biriydi..Gerçekleşemedi ne yazık ki..2005te gelmişti Türkiye'ye yanlış hatırlamıyorsam..Gidemediğim için çok üzüldüğüm sayılı konserlerden biridir..2009da çıkardığı son albümü Lhasa'dan sonra tekrar turne düzenler belki diye düşünürken, ölüm haberi geldi..Bir süre önce okumuştum meme kanseri olduğunu ama yenileceği aklıma gelmemişti hiç..Kimin aklına gelir ki? Bu kadar genç yaşta, bu kadar güzel bir insan..Olmadı, hiç olmadı hem de..O gittiğinden beri yaptığım tek şey şarap içip, onu dinlemek..Neredeyse her akşam şu bilgisayarın başına geçince aynı şeyi yapıyorum..İyi ki şarkıların kaldı geriye Lhasa..İyi ki..Ama yine de çok üzgünüm işte.. Çok şükür ki sesi hala bizimle evet..Şarkıları ne kadar yerini tutacak bilmiyorum ama yeni şeyler dinlemek artık yok onun sesinden..Bu kahrediyor insanı..

O kadar etkilenmişim ki rüyamdaydı geçen gece..El pajaro'yu söylüyordu bana..Erken gittin be Lhasa, çok erken gittin..Ölümünün üstünden 2 hafta geçti..Bu yılın başında aldığım en kötü haberdi..Yazmak istedim, çok istedim ama toparlayamadım bir türlü..Onu yazmadan da başka bir şey yazmak gelmedi içimden..Hayatımın büyük değişimlere gebe olduğu şu günlerde, onun bu dünyada artık olmadığını bilmek o kadar üzücü ki..Ölüm karşısında bu kadar çaresiz kalmak çok kötü..En iyilerin sahneyi en erken terketmesi durumundan öyle sıkıldım ki..Kimi çok sevsem gidiyor birer birer..Yazdıkça daha da düğümleniyor boğazımda bir şeyler..Ben susayım, o hüzünlü sesini dinleyelim o halde..

*Dipsiz kuyuya aşık oldum..

İlk şarkı onun sesini ilk kez duyduğım şarkı: El Pajaro
İkinci şarkı da en hüzünlü şarkılarından biri: Para el fin del mundo o el año nuevo

Hayat, o kadar zor mu?




Tek başıma bir film izledim bugün..Hayatımda ikinci kez yaptım yalnız sinemaya gitme eylemini..Evde yalnızken film izlediğim çok olur, hatta çoğunlukla yalnız izlerim ama sinemaya yalnız gitmek bana zor gelmiştir hep..Salona girdiğimde tüm kafalar bana çevrilmiş gibi hissederim hep.."Yazık, bak sinemaya beraber gidecek biri bile yok hayatında herhalde" diyerek bana acıdıklarını düşünürüm..Saçma belki ama öyle işte..

3 hafta önce vizyona giren bir filmi izledim bugün.."Başka Dilde Aşk.." Fazlasıyla merak ediyordum zaten filmi..İşitme engelli olan bir adamla, "normal" bir kadının tüm zorluklara ve "engellere" rağmen yürütmeye çalıştıkları aşkları anlatılıyordu filmde..Böyle tek bir cümleyle geçiyorum ama izlemeyenler için yazmak istemiyorum aslında..Yoksa son zamanlarda izlediğim en iyi türk filmlerinden biriydi diyebilirim hiç tereddütsüz..

Birbirini seven iki gencin hikayesi vardı filmde evet..Böyle bakınca çok sıradan duruyor belki de..Ama farklı olan taraflardan birinin "engelli" olmasıydı..Filmden çıktıktan sonra şimdiye kadar yaşadığım ilişkileri düşündüm..Eve gelene kadar hepsinin muhasebesini yaptım tek tek..Uzun zamandır düşünmüyordum bunları, düşünmemeye çalışıyordum aslında..Ama film o kadar etkiledi ki beni..Bir genç çift "engellere rağmen" ilişkilerini devam ettirmeye çalışırken, ben hangi "engellere" takılıp da sürdürememiştim bugüne kadarki ilişkilerimi? Fiziksel bir engelim yok şükür ki..Ama demek farklı bir "engelim" var ki ilişkiler konusunda bu kadar başarısız ve tutarsızım..Bunları çok fazla umursamamaya karar vermiştim.."Düşünme deli, sen de böylesin napalım, karşına çıkmıyor demek ki anlaşabileceğin biri" vb. savlarla kendimi rahatlatıyordum hep..Ama bugün düşündüm, uzun uzun düşündüm..

Hatalarımı biliyorum aslında..Bir ilişkide yapılmaması gereken, ama benim yaptığım sayısız şey var..Saymayacağım şimdi..Ama "bunları bunları yapmamalısın deli, yaparsan bak böyle de yalnız kalırsın işte" diye kendime saydığım her şeyi ama istisnasız her şeyi yapıyorum ilişki içerisinde..Kime, neye bu inadım ben de bilmiyorum..Yalnız olmaktan büyük bir zevk duyduğum zamanlar da oluyor, olmuyor değil..Ama her zaman mükemmel bir şey olmuyor işte bu yalnızlık olayı..Bazen öyle bir an geliyor ki, insan sadece sarılmak istiyor birine..Seks falan bir yana, böyle gözlerinin içine baktığında içinin ısınacağı biri olmasını istiyor yanında..Ne bileyim, sahiplenilmek istiyorum mesela bazen..Bugün ki gibi durup dururken olan sebepsiz ağlama krizlerimde arayıp "sesini duymak istedim sadece" diyebileceğim birini istiyorum ben..Bunların hepsi kocaman bir kısır döngü aslında..Dönem dönem istiyorum ben bunu..Her insan gibi ihtiyaç duyuyorum birileriyle "duygusal anlamda" birlikte olmaya..Gidip kapılıyorum birine, sonra yine hüsran..Sonucunu bildiğim bir şeye girmekten öyle yoruldum ve sıkıldım ki..Uzak duruyorum bu yüzden hep..Hoşlanabileceğim birine yaklaşamıyorum bile..Kaçıyorum..

Böylesi bir kişiliği daha ne kadar taşıyabileceğimi hiç bilmiyorum..Tek yaptığım şey kendimi yormak..Karşıma çıkanları da yormak, bıktırmak..Sonsuz bir mutluluk hali var mıdır bilemiyorum..Varsa da ulaşmak istemiyorum sanırım..Doyumsuzum da aynı zamanda..Ne yapsam dolduramadığım bir boşluk var içimde..Tezer Özlü'nün "Yaşamın Ucuna Yolculuk" kitabını okumaya başladım bugün..Şöyle diyor bir yerinde: "Bu yaşam, beni ancak içimde esen rüzgarları, içimde seven sevgileri, içimde ölen ölümü, içimden taşmak isteyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve sözcükler, o rüzgara, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman dolduruyor..Başka hiçbir şey.." Ben ne zaman doldurabileceğim acaba bu yaşamın kocaman boşluğunu? Ya da bir sevgilinin varlığı doldurmaya yetecek mi bu boşluğu doldurmaya? Cevap belli aslında..Aynı kısır döngüyü yaşamaya devam..Şarkı çalsın öyleyse..

Hayat, o kadar zor mu?

Not: Filmi izleyin, mutlaka izleyin..İzlettirin de..

Delinin boktan yılı ve ondan da boktan yeni yıl dilekleri..




Hayatımın en boktan yıllarından biriydi..Hatta 2003ü saymazsam en kötü yılıydı sanırım..Tek rakamlı yılları hiç bir zaman sevmemişimdir zaten..Sanki çift rakamlılar çok mükemmel geçiyormuş gibi..Ne kadar abuk bir şeydir, kötü geçen günlerin hesabını bir yıldan sormak.."2009 çok berbattı hemen geçsin, 2010 harika geçicek benim yılım olacak biliyorum" diyenlere hayretle bakıyorum..Ne farkı var ki yani..Nedir bu sevinç, bu telaş? 1 ocak olunca takvimler, her şey birden sıfırlanıyor mu nedir? Bütün acılar, üzüntüler, sıkıntılar 2009da kalıyor da benim mi haberim yok? Karamsar olmak istemiyorum ben..Ama tüm güzellikleri yeni bir yıldan bekleyecek kadar da umut dolu değilim ne yazık ki..

Kendi kontrolümün dışında geçen bir yıldı benim için 2009..Hayatımda meydana gelen çoğu değişiklik kendiliğinden oldu..Benim kararlarımdan biraz bağımsız bir şekilde gelişti her şey..Böyle söyleyerek rahatlatıyorum kendimi aslında..Bakmayın bana..Mezun oldum bu yıl, önce bir iş arama stresine kapıldım..İş buldum, her şey yoluna girecek artık dedim..Ama beklediğim gibi olmadı..İşimden hiç memnun değilim..Yüksek lisansa girdim bir de, çok lazımmış gibi..Hasta olduğumu öğrendim sonra..Bir sürü doktor randevusu, ilaç, biyopsi, stres sıkıntı vs..O geçti geçecek derken, annemle aram bozuldu ve evden ayrıldım..2 kez ilişkim olsun diye kasıp ikisinde de terkedildim tabi..Terkedilmek artık rutinim olduğu için bunu söylemiyorum bile..Kendimi yapayalnız, bombok hissettiğim bir yıldı yani..Her şey çok hızlı gelişti bu yıl..Bu kadar değişikliği kaldırabilecek kadar güçlü değilmişim..Her şeyi tek başıma halletmeye çalıştıkça daha da batırdım, beter bir hale getirdim..Yeni bir yıl tüm bunları düzeltmez yani..Boşuna polyannacılık yapmanın lüzumu yok..

2010dan tek beklentim, düzgün bir iş ve doğru insanlarla karşılaşabilmek..Artık İstanbul'a falan taşınmayı da dilemiyorum..Bu zamana kadar çok istedim de ne oldu ki? Olacağı varsa olur zaten..Bu yıl bir şeyleri düzeltmek istiyorum ama..Terapiste gitmeye karar verdim mesela..İşe yarar mı bilmiyorum ama artık bir yerlerden başlamalı..Normal olmadığımın farkındayım..Belki bir çare bulunur, bilemiyorum..Ama böyle oturup, ben mutsuzum demekle, her şey üstüme geliyor demekle, uykusuz kalmakla, depresif şarkılar dinleyip deliler gibi içmekle, sigarayla otla falan çözülmeyecek sorunlar, bunu biliyorum..Öyle işte..

Ha bir de tüm okuyucularıma 2010 yılı dileklerim var naçizane.."2010 yılının en başta sağlık, sonra onu takriben para, başarı, mutluluk getirmesini dilemeyeceğim..Umarım 2010 yılı size sevgi getirdiği kadar nefreti, hüzün getirdiği kadar sevinci, acı getirdiği kadar neşeyi, güler yüz getirdiği kadar gözyaşını, para getirdiği kadar parasızlığı, dostluk getirdiği kadar yalnızlığı da beraberinde getirir..Çünkü biz insanız ve yaşamak fiili içinde bunların hepsi var..Umarım 2010 size yaşadığınızı anlatır ve yaşamı ayaklarınızın önüne serer..Umarım 2010 size yapmak istediklerinizi erteleme fırsatı vermez..Umarım 2010 size cesaret ve şans getirir..Mutlu yıllar..Yaşayın bakalım 2009 dan ne farkı var.." Ne biçim dilekler bunlar demeyin..Delininbirinin dilekleri de böyle olur işte..

Söylemedim bu arada..Bu sabah Trabzon'a geldim ben..Biraz başımı dinlemek istedim..Son zamanlarda fazlasıyla kötü günler geçirdim çünkü..Kuzenim Katüde okuyor onun yanında kalıyorum..Bu akşam yılbaşı partisi varmış üniversitenin düzenlediği..Ona katılcaz beraber..Evde oturup kendimi bilmeyene kadar içeceğim diyordum ama yalan oldu..Partiden sonra içeriz artık bol bol..2 gün de gezerim, biraz temiz hava alırım diyorum..Pazar sabahı döneceğim Ankaraya..Yeni yıl dileklerimi de söyleyip, tüm zamanların en karamsar yeni yıl yazısını da yazdığıma göre kaybolabilirim artık sanırım..

P.S: Şarkıyı çok severim..Güzel kafa yapıyor..Kafanızın hep güzel olacağı bir yıl olsun, karamsar olmaya vaktiniz olmasın böylece..Feed your head ;)

Diplere, en diplere..




Hayatım çok fena sıçışlarda şu sıralar..Öyle böyle değil..Sağlam sıçıyorum yani..Toparlamaya çalıştıkça daha da batıyorum..Diplere, en diplere sürükleniyorum..Böyle dönemler olur hep diyorum, eş dostla konuşurken..En dibi de görmelisin ki, yüzeye sağlam çıkasın..Ama o yüzeye çıkma aşaması geciktikçe bir şeyler kopup gidiyor benden..Kontrol edemiyorum artık, hayatıma giren insanları, yaşadıklarımı..Her günüm yeni bir sürprize, yeni bir olumsuzluğa gebe..Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar çok karışmamıştım ben..Ölesiye seviyorum dediğim adam, götüme tekmeyi attığında bile bu kadar boka batmamıştım..İşin garibi, tepki veremiyorum artık..Oturup ağlayamıyorum bile..Gülüyorum hatta, kahkalarla gülüyorum halime..

Evden ayrıldım 2 ay önce..Kendi ayaklarım üstünde duracağım ben dedim..Gidip iyi tanımadığım bir adamın yanına yerleştim..İyi bir tecrübe oldu benim için bu..Ailemin desteğini almadan bir şeye kalkıştım ilk kez..Bu biraz da kendimi, kendime ispatlama çabasıydı aslında..Doğru yol bu muydu bilemiyorum..Çok mutlu değildim elbet, pek de iyi tanımadığım bir adamla oturmaktan..Ama mecburdum..Başka bir şansım yoktu..Bayramda ailemle aramı düzeltmiştim aslında..Ama işte lanet gururum, geri dönmemem gerektiğini söyledi..İyi bok yedi..Dün akşama kadar iyi kötü idare ediyorum derken, ev arkadaşım evde yokken kapım çaldı..Daha önce fotoğraflarda gördüğüm bir kadın vardı kapıda..Ev arkadaşımın ben ona taşınmadan kısa süre önce ayrıldığı büyük aşkı..İçeri girdi direk..Salona yöneldi..Salonda bir şarap kadehi ve bir şarap şişesi..Her zamanki cuma akşamı depresyonuyla tek başıma içme modundayken ben, çat kapı gelen bir kadına nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.."Sen kimsin" dedi bana..Ev arkadaşı olduğumu söyledim.."Kimi kandırıyorsunuz siz, diğer kadeh nerde, o nerde" dedi..Neye uğradığımı şaşırdım..Kim olduğunu anlamamış gibi davrandım başta..Siz kimsiniz ki diye sordum..Karısıyım ben onun dedi..

Hani böyle biri bir söz söyler, ne demek istediğini anlarsınız ama anlam veremezsiniz ya..Öyle oldu işte bana o anda..O "karısıyım" sözü odanın içinde yankılandı bir süre..Anlayamadım, anlam veremedim.."Nasıl yani, ne karısı" diyebildim sadece..Böyle durumlara çok tepkisiz kalırım ben..Böyle de boktan bir huyum var..Ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı şaşırırım..Sonrası tam filmlere konu olacak şekildeydi..Kadın ağzıma sıçtı, ben dinledim..Adamı arıyorum, ulaşamıyorum..Dayanamayıp ben de sövdüm biraz hatuna, sonra yine laptopum ve bir kaç parça eşyayı alıp kuzenimin evinin yolunu tuttum..2 ay önce benzer bir şekilde ayrılmıştım ailemin yanından..Yine sokaklardaydım, yine geç bir saatti ve yine alkollüydüm..Başladığım noktaya geri dönmüştüm yani..Biraz dolaşıp kafamı toparladıktan sonra kuzenime gittim..Onun da sevgilisi gelmiş şehir dışından..Rahatsız ettim bariz bir şekilde..Sanırım ben gelmeden 5 dakika önce sevişiyorlardı..Ama o saatte gidebileceğim başka bir yer de yoktu yani..Sabah işe gittim, yarım gündü bugün mesaim..Eve uğradım sonra..Ev arkadaşımın ağzına sıçtım, dün gece bana yaşattıkları için..Tabi bundan önce bir posta da bizi tanıştıran arkadaşımı arayıp sövdüm baya..Yemin etti bana, evli olduğunu bilmediğini söyledi..Öyle bir şey de yokmuş gerçi..Yani ev arkadaşım kesinlikle olmadığını söyledi..Nişanlı olduklarını ve sonra ayrıldıklarını, hatunun biraz sorunlu ve paranoyak olduğunu, bu yüzden ayrılmalarına rağmen ara sıra konuştuklarını ama son 1 aydır pek aramadığını, o yüzden kalkıp geldiğini ve beni de sevgilisi sandığı için öyle davrandığını falan söyledi..Yollamış zaten hatunu..Ben yine de baya bir tepki gösterdim.."Kirasını ödediğim bir evde böyle bir duruma beni düşürdüğün için çok kızgınım sana, dün gece bu hatun bana bir şey yapabilirdi, anlattığın kadar manyaksa" falan dedim..Binlerce kez özür diledi ama benim dün gece yaşadığım stres ve sıkıntı bana yetti tabi..Neler neler geldi aklıma.."Bu hatun polis alır gelir bunlar zina yapıyorlar der" diye bile düşündüm..O yüzden çıkıp gittim zaten o saatte evden..Neyse sorun şimdilik hallolmuş gibi ama benim huzurum kaçtı bir kere..O hatunun bir daha gelmeyeceğini nerden bilebilirim ki?

Perşembe günü de babamla konuşmuştum.."Cumartesi gece eve gel, Ankaraya geliyorum konuşalım" demişti..Tamam demiştim o zaman..Bugün işte ev arkadaşımla konuştuktan sonra arkadaşlarla buluştuk, Sakal'da biraz içtik falan sonra eve geldim..Babamla konuştuk az önce.."Ne yapacaksın bu ev durumunu, böyle devam edecek mi" diye sordu..Evet edecek dedim..Bu sorunları falan hiç söylemedim..Bir de İstanbul durumum var zaten, şu anda kesin değil ama olacak gibi duruyor..Geçen hafta İstanbuldaydım işte 3 gün..Haftaiçi aradılar görüşmeniz olumlu diyip, referanslarımı istediler..Daha aramamışlar sanırım referanslarımı ama aradıktan sonra büyük ihtimal iş teklifinde bulunacaklar..Öyle olursa İstanbul'da yakın arkadaşım var..Onun yanına yerleşeceğim direk..Ama olmazsa ve Ankara'da kalırsam ne yapacağım tam bir muallakta..Babama yine lanet gururumdan evde yaşadığım sorunları söyleyemedim..Zaten ev arkadaşımın erkek olduğunu bile bilmiyorlar..Ve işin ilginci artık onlar da alışmışlar yani..Tamam nasıl istiyorsan öyle yap dedi babam..Annemle hala kötüyüz zaten..Ve ben ilk defa "nasıl istiyorsan öyle yap" demesinler istedim..Ailenin desteğinin yanında olması tahmin ettiğimden de önemli bir şeymiş..Hem maddi, hem de manevi..Ankara'da kalırsam öyle büyük bir çıkmazın içinde olacağım ki..Bu evde kalmak istemiyorum kesinlikle..Başka gideceğim bir yer de yok şu an..Param da yok ayrıca..Kredi kartı borcum aldı başını gidiyor..Nasıl bu kadar açıldım hiç bilmiyorum..

Dışardan konuşmak kolaymış gerçekten..Bir evin sorumluluğunu almak, kendi başına ayakta durmak sandığımdan çok daha zormuş..Ben "başaramadım" demek istemiyorum..Bunu söylemek için erken aslında..Ama çok yıprandım şu 2 ayda..Ve şu an hayatım o kadar karışık ki..Ne hangi şehirde yaşayacağım belli, ne hangi evde yaşayacağım..Yapacağım iş de belli değil..Şu an yaptığım işten hiç memnun değilim..Aslında İstanbul olsun olsun diyip duruyorum devamlı ama ordaki iş de bankacılık yani..Bankacılık istemiyorum ki ben..Ne istediğimi de bilmiyorum..O kadar boktan bir durum içerisindeyim ki..Yani böyle gidecek yerimin olmaması, her şeyin belirsiz olması..Kendimi bu kadar yalnız ve çaresiz hissettiğim bir dönemim olmamıştı sanırım..Sırtımı yaslayabileceğim, bana destek olacak bir adam da yok yanımda..Zaten aşktı, ilişkiydi falan bunlardan çoktan geçtim..O kadar çok dert, sıkıntı içerisine daldım ki, en son ne zaman böyle şeyler hissettiğimi hatırlamıyorum bile..Birini arzulamaktan öte bir şey hissetmeyeli öyle uzun zaman oluyor ki..Yok yani toparlamaya çalıştıkça daha da batıyorum ben..Nerden toparlamaya başlayacağımı da hiç bilmiyorum..Bildiğim en iyi şey içmek böyle durumlarda..Şu anda da olduğu gibi..Bu akşamki biraların üstüne, odamda zulada bulundurduğum şarabı açtım, dadandım şişeye..İyice şarapçı oldum zaten bu aralar..Kadehe bile ihtiyaç duymaz oldum, şişeye dayanıyorum direk..Çok param varmış gibi her akşam içiyorum bir de..Karaciğerim ne durumdadır kimbilir..Hem fiziksel, hem de ruhsal olarak kendimi bitirmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum..Gözlerimin altındaki uykusuzluk ve alkolün hediyesi mor halkalar artık makyajla bile kapanmaz oldu..Sigaraya da sardım şu aralar çok fena..Ve bu daha ne kadar sürer hiç bilmiyorum..Bilemiyorum..Öyle işte..

P.S: Şarkının konuyla alakası yok..İçerken dinlemeyi pek sevdiğim bir şarkıdır..Dinleyiniz, dinletiniz..

Barışa "yakın" olmak için..


Ne çok genç insanın ölüm haberini aldık son günlerde, farkında mısınız? 17 yaşında bir lise öğrencisi..Dershaneden evine dönerken bindiği otobüse atılan bir molotof kokteyli isabet etti o güzel yüzüne..Günlerce yattı hastanede..Geçtiğimiz günlerde de hayatını kaybetti..Aynı gün ülkenin doğusunda 23 yaşında bir üniversite öğrencisi, katıldığı eylemde polis tarafından vurularak öldürüldü..Akciğeri parçalanmıştı..Yaşları birbirinden farklı olmayan 7 asker de farklı bir coğrafyada bu gençlerle aynı kaderi paylaşıyor, öldürülüyorlardı..Hepsinin daha yaşayacağı çok güzel günler vardı belki de..Ama gittiler ansızın..

Neden öldü peki bu gencecik insanlar? Hepimizin bildiği ama bir kısmımızın da kabul etmediği gerçek yüzünden..Savaş yüzünden..Savaş öldürdü bu insanları..Savaş yüzünden öldü koyun otlatmaya gittiği dağda parçalanan Ceylan..Aynı savaş yüzünden öldü dershaneye giderken molotof atılan Serap..Bir kısmımız sadece Serap'ın ölümüne üzüldü..Yüz çevirdi Ceylan'a..Bir kısmımız Ceylan'ın ölümünden provokasyon yapmaya çalıştı..Umursamadı Serap'ı..Aydın Erdem'in ölümüne üzülmeyenler Serap Eser'in ölümüne kahroldu, çok humanist(!) duygularıyla..İkisi de gençti oysa..Neydi onları bu kadar farklı kılan? Bu iki ölüm karşısında neden ayrılır insanlar? Neden ikisine birden yanmaz yürekler? Bilemiyorum, bilmek istemiyorum belki de..

Bildiğim tek bir şey var, o da ortalıkta vatan, bayrak, millet edebiyatı yapanların hiç de samimi olmadığı..Bu insanlar sadece "ölümü yüceltmeyi" biliyorlar..Vatan için ölmenin çok yüce bir şey olduğunu bağırıp duruyorlar ortalıkta..Savundukları tek şey vatanın sağolması için kan akması gerektiği..Öylesine kan bürümüş ki gözlerini, "şu PKK bir eylem yapsa, bir kaç şehit versek de yine yüklenebilsek DTP'ye, açılım politikasına, barış isteyenlere" diyor içlerinden bazıları..Sanal ortamda bir kaç bayrak fotoğrafı altında vatan sağolsun diye bağırabilmek için ölümü destekliyorlar..Bu yüzden inanmıyorum onların üzüntüsüne..İnanmıyorum, çünkü genç insanların ölümüne üzülüyor olsalardı eğer, devletin öldürdüğü gençlere de sahip çıkarlardı..Uğur'a, Ceylan'a, Rozerin'e, Aydın'a da sahip çıkarlardı..Çıkmadılar..Onlar devletin öldürdüğü gençlere sırtlarını dönüp, devlet için ölenlere arka çıkıyorlar yalnızca..Yani umurlarında değil genç insanların ölümü..Varsa yoksa vatanın pek değerli "bölünmez bütünlüğü.."

Oysa artık olay vatanın bölünürlüğü, bölünmezliği üzerine dönmüyor..Bu ülkede artık şu görülmeli..Mücadele, devlet ve PKK ekseninden çoktan çıktı..Mücadele, artık savaşı isteyenler ve barışı isteyenler arasında..Savaşı isteyenler öldürdü Ceylan'ı, savaşı isteyenler öldürdü Serap'ı..Artık bu ayrımı yapabilmeliyiz bizler..Her şeyden önce medyanın bize kendi yorumuyla gösterdiklerini hiç sorgulamadan almamayı öğrenmeliyiz..Her an kışkırtma halinde olan medyanın oyununa gelmemeliyiz..DTP'nin kapatılmasında son aşamaya gelindi..(*) DTP'nin kapatılması isteklerini açık açık dile getirenlerle birlikte, ben DTP içerisinden de bu kapanmanın gerçekleşmesini ve meclis gibi yasal bir platformdan yasal olmayan platformlara kaymak isteyen bir grup olduğuna eminim..Bu grupla birlikte insanları kışkırtan medya da aynı amaca hizmet ediyorlar bence..Bu ayrımın farkında olmayanlar da alet oluyor bu amaca..Dolaylı yoldan da olsa savaşı destekleyen kesimin içinde yer alıyorlar..Medyanın kışkırtmasına ne zaman karşı çıksam, herhangi bir yerde bundan söz edecek olsam laf ağzıma tıkılıyor mesela..Şehit haberi de yapılmayacak mı, vatan haini misin vs vs..Ah bir görebilseniz asıl amacı, demek istiyorum ben onlara..Belki de gördükleri halde bilerek alet oluyorlar buna, böyleleri de var..Ve böyle insanların(!) varlığı daha da korkutucu..

Savaşın devam etmesini isteyen tek bir kesim de yok aslında..Varlık nedeni savaş olan tek bir kesim yok çünkü..Bakıldığında herkes, kendisinin ezilen ve mağdur, karşı tarafın da ezen ve zalim olduğunu düşünüyor. Böyle düşündüğümüzde ezen ulus, ezilen ulus kavramları çıkıyor ortaya..Ama şu da çok açıktır ki, ezilen ulus da ezen konumuna gelecektir..Pek çok ulusun bir arada yaşadığı yerde de zaten ezen ve ezilenler birbirine geçmiştir, içinden çıkılmaz bir hal almıştır..Aydın Erdem mi ezilen? Serap Eser mi ezilen? Yoksa ikisi de mi ezen? Taraflardan bir tanesinin gazetesi birinin ölüm haberini yapmıyor ve kendisine yakın gördüğü kişinin ölümünü manşetten veriyor, diğeri ise tam tersini yapıyor..Halbuki ikisi de ezilen..Ezen ise savaş..Savaştan prim yapanlar..Bunu görmeliyiz..

Bu ülkede barış istiyorsak eğer, bunun için herkes fedakarlık yapmalı artık.. Ağzından barışı düşürmedikleri halde, barıştan karşı taraftakilerin öldürülmesini anlayan, kendi isteklerinin kabul edilmesini ve bunu da silahla yapmak isteyenleri desteklemekten vazgeçmeliyiz..Görülen o ki, bu savaşın bitme ihtimali bir fikir olarak ortaya atıldığında bile heyecan yarattı..O zaman herkesin eşit şartlara sahip olduğu bir barış ihtimali aslında çok zor değil..Sadece sözde barış isteyenlerin etkisinden sıyrılıp, barış için taşın altına elimizi koyabilmeliyiz..Adaletten uzaklaştığımızda barışın gerçekleşebileceğine inanmıyorum ben..En ırkçı fikirleri yayan, insanları gaza getirmekten başka bir işe yaramayan medyayı eleştirebilelim mesela..Çocuklara çok ağır cezalar vermeyi planlayan bir sistemi sorgularken, o çocukları öne süren zihniyeti de sorgulayabilelim..Dediğim gibi doğru olan, barış için adalete önem vermekte..Her cana, kendi canımız gibi üzülebilmekte..Hangi kesime yakın olduklarını düşünmeksizin, ölümlere karşı çıkabilmekte..Şunu bilmeliyiz ki, otobüslerinde insanların yakıldığı bir ülkede adalet olmaz, göstericilerin kurşunlandığı bir ülkeye de adalet gelmez..

*Not: Bu yazı günlerdir duruyor taslak olarak..Son düzenlemeleri yapıp yayınlayamamıştım bir türlü..Bugün ofiste DTP'nin kapatıldığı haberini alıp eve döndükten sonra okudum tekrar yazımı..Ne kadar boşmuş bu yazdıklarım dedim..Ama içim elvermedi de yayınlamamaya..Öyle işte..Ne desek boş..Anlamsız bu ülkede..

Ofis Savaşları vol. 1


İş hayatında kadınlar birbirini hiç çekemez, kuyularını kazmak için uğraşırlar derlerdi de inanmazdım..Ne kadar haklılarmış! Şurda topu topu 2 aydır çalışıyorum ama anlatsam roman olur denecek türden şeyler yaşadım bu kısa sürede..Hepsi de çok sevgili "bayan" iş arkadaşlarım sayesinde oldu..

Ofiste benimle aynı pozisyonda olan 4 kişi daha var..Bunlardan biri erkek, diğer üçü kadın..Bir de müdürün bi alt pozisyonunda olan ve bizden genel olarak sorumlu olan bir kişi var..O da kadın..Müdürümüz de erkek..Müdür iyi biri..Yani biraz mesafeli elbet..Bizimle ilgili konularda daha çok üstümüzdeki kişiden bilgi alıyor..Ama sorun şu ki bu bizim üstümüzdeki kadın yönetici benim şimdiye kadar gördüğüm en lanet şahıslardan biri..Resmen kök söktürüyor bize..Bir kere mesai saati gibi bir olay yok kesinlikle..Her an her saat çalışmaya hazır olacaksın..Ben işe girerken mesainin 6da bittiği söylenmişti..Ama şimdiye kadar hiç 6da çıkabildiğimi hatırlamıyorum..O kadar komik ki, işin yoksa bile sırf gıcıklığına saat 7ye kadar bekletebiliyor kadın..7de çıkabilirsen yine iyi tabi..Tam hazırlanıp çıkıcam derken hadi performans toplantısı yapıcaz diyor..Çok kurumsal bir firmayız ya zaten..Sadece performans toplantımız eksik..Benimle aynı pozisyonda olan 2 kişiyle iyi anlaşıyorum..Erkek olan ve bir kız daha işte..Ama diğer iki kız acaip lanetler..Zaten işe beraber girmişler aynı bölümde okumuşlar falan..Uzun zamandır arkadaşlar..Ben ilk girdiğimden beri bir garezleri var bana, onun farkındayım zaten..Bu kadın yöneticiyle de araları iyi baya çünkü acaip yalakalar..Benim de en gelemediğim şeydir yalakalık..Hiç beceremem zaten..Üniversitede tek bir dersim bir not daha fazla olsaydı ortalamadan diğer derslerim geçecekti ve okulum uzamayacaktı..Ben bunu bilmeme rağmen o dersin hocasıyla gidip konuşmamıştım bile..Yapımda yok yani birilerine yalakalık yapmak, bir şeyler istemek..Ama hiç bir zaman da saygısızlık yapmadım yöneticimize..Neyse bu 2 hatun benden yalnızca 1 yıl tecrübeli olmalarına rağmen bana bir şeyleri devamlı emretme hakkını görüyorlar kendilerinde..Ki erkek olan en tecrübelimiz aramızda..Ama çocuk o kadar iyi ki, devamlı bir şeyleri anlatmaya öğretmeye çalışıyor bana işe girdiğimden beri..Diğer iyi anlaşıyorum dediğim kız da biraz saf ama o da iyi biri..Bu ikisi gibi sinsi değil en azından..

İşe girdiğim ilk günden beri bu iki kız üstüme giydiğim kıyafetten, taktığım aksesuardan dinlenme saatlerime kadar her şeyime karışıyorlar..Benim de eyvallahım yoktur hiç..Şimdiye kadar kavga boyutuna gelmese de defalarca uyardım ben bunları..Ama anlamıyorlar, beni özellikle çileden çıkarmak için uğraşıyorlar..Kendileri makyajdan süsten ölüyorlar mesela..Ben doğumgünümde biraz kıyafetime saçıma özenip gitmiştim akşam kutlayacağız arkadaşlarla diye..Burnumdan getirmişlerdi tüm gün..Bu kadar süslenmek için saat kaçta kalkmışım da, kulağıma taktığım küpenin modasının geçtiğini bilmiyormuşum da..Bir gün ofiste oturuyorum yine..Saçımı da fönlemiştim o gün..Bu hatunlardan biri geldi baktı bana uzun uzun, ne oldu dedim en sonunda dayanamayıp.."Saçların köylü kızlarına benziyor ne bu böyle uzun uzun, doğru dürüst katı da yok, saçının kızılı da aynı kına yakılmış gibi duruyor, yoksa gerçekten kına mı" dedi..Ben de "senin gibi simsiyah kaşlarıma ve olanca esmerliğime rağmen saçımı bok sarısı yapmaktan iyidir..Allah bilir sen kendini sarışın da sanıyorsundur..Aslında aptal sarışın tanımına uymak için saçını sarıya boyamaya gerek yoktu esmer halinle de yeterince aptal duruyorsun" dedim..O sırada odada bulunan erkek olan eleman gülmekten ağzındaki kahveyi püskürtmüştü.. :D Ama haketmişti o hatun da..Bana dokunmayana, laf etmeyene bulaşmam ben hiç ama sabrımı tüketmişti cidden o tavrıyla..Sonra bu hatun ne yaptı dersiniz? Tuvalete gidip yarım saat ağladı..Bütün ofise sesini duyurdu ağlarken de..En sonunda yöneticimiz olaya el koydu ne oluyor diye.."Deli bana aptal dedi durup dururken" demiş..Bu arada diğer kız da gelip bi posta laf saydı bana..O kızı bir daha ağlatırsan seni çok fena yaparım falan dedi..Hiç sallamadım bunu, iyice çıldırdı..O söylemiş yöneticiye zaten..Yönetici de gelip benim ağzıma sıçtı tabi..Ben de anlattım durumu dedim böyle böyle oldu..Yanımdaki çocuk da destekledi beni..Ama hatun ilginç bir şekilde sadece bana sövmeye devam etti..Umursamadım yine de..Ben lafımı söyledim rahatladım ya bana yeter dedim..Bugüne kadar da devam etti yine o hatunların tavırları..Hep görmemezlikten geldim, sabır dedim..Takmadım kafama..Ta ki bugüne kadar..

Akşam üstü çay molası verdik yine aynı 3 kişi oturuyoruz işte..Bu iyi anlaştığım kız sana bir şey söyleyeceğim ama hemen tepki verme dedi..Noldu dedim..Pazartesi günü benim işe girdiğimin 2. ayıydı..Sözleşmeme göre benim ilk 2 ay deneme süresi olarak geçtiğinden daha az maaş alacaktım..Eğitim ücreti diye geçiyormuş ilk 2 ay aldığım maaş..Sonra normal maaşa dönüyordu..Ama pazartesi günü maaşı çekerken bi baktım normal maaşım yatmış..Bi yanlışlık olmasın diye yöneticimiz olan kadına sordum..O da müdürün öyle istediğini söyledi.."Delinin maaşını bu ay tam verelim, hem eve çıkmış o anlamda katkı olur hem de bu ay normal bir elemandan farksız çalıştı çabuk da kavradı işi, eğitim için ekstra bir masrafımız da olmadı ona" demiş..Saolsun dedim..Müdüre de gidip teşekkür ettim zaten sonra..Biz bunu yöneticiyle konuşurken mi duydular artık bilmiyorum ama bu 2 gıcık hatun duymuş bu maaş olayını bir şekilde..Ve bu benim saf dediğim kızı da çekmişler bir köşeye ve sormuşlar bu maaş olayı doğru mu diye..Kız da doğru diyince "biz buraya ilk girdiğimizde 2 ay eksik maaş aldık sesimizi de çıkarmadık, deli neden tam maaş alıyor? Artık müdüre ne yaptıysa tam maaş vermesi için" demişler..Kız da geldi bunu söyledi bana..Ben çıldırdım tabi..Var mı böyle bir şey ya? Nasıl çirkin bir şeydir bu? Bu zamana kadar saçımdan götüme kadar her bokuma laf ettiler nerdeyse ama bu kadarı da fazla..Gerçekten fazla..Sinirden kendimi yedim bugün ofiste ama hiç bir şey söylemedim..O kıza özellikle söylediler bence bunu..Benim kulağıma gitsin diye..Öfkeyle kalkıp zararla oturmak istemedim ben..Geçen sefer ki ufak çıkışımda bile yöneticiden bir sürü laf yedim zaten..Bunu da şimdi ortaya atsam, inkar edecekler belki ve zararlı ben çıkıcam..Şu anda ne yapacağımı bilmiyorum ama bekleyeceğim biraz..Tabii ki yanlarına bırakmayacağım bu çirkin iftiralarını ama şimdilik beklemek benim için daha iyi sanırım..

Off ne zor işlermiş bunlar ya..Keşke hep öğrenci kalabilseydim..Daha iş hayatına atılalı 2 ay oldu ve başıma gelenlere bak..Hayır anlamıyorum insanlar neden bu kadar çekemez oluyorlar? Kıskanılacak bir şeyim de yok ki..Ne çok güzelim, ne de müthiş başarılara sahibim..Benle uğraşınca ellerine ne geçiyor ki? Yemin ederim şu işe ihtiyacım olmasa bir saniye bile durmazdım sanırım..Ama muhtacım işte bu işe..Yapacak bir şey yok..Arkadaşım çalıştığı yere beni önerebileceğini söyledi..Ortamları çok iyiymiş..Acaip rahatlarmış, cumartesi pazar kesin tatil 6 diyince hemen çıkıyorlarmış falan..Ama maaş daha az..Ben zaten kira veriyorum falan anca geçiniyorum bu maaşla..Off bi şeytanın bacağını kırıp gidemedim ki İstanbul'a..

Bu arada İstanbul demişken 17sinde gidiyorum İstanbul'a..18inde bi iş görüşmem var..Bakalım umarım olur bu sefer..Haftasonu da ordayım..Yakın arkadaşım da İstiklal'in göbeğinde ev tutmuş..Onda kalırım artık..Biraz gezeyim ya çok ihtiyacım var buna gerçekten..Yazamadım da buraya pek..Bir haftadır çok fena griptim..Ateş, boğaz ağrısı, öksürük falan derken..Pazartesi günü de izin aldım zaten..Haftasonu da dinlendim hep..Annem olmayınca yanımda böyle sık sık hastalanıyorum işte..Çok da özledim annemi..Off..Neyse girmeyeyim bu konuya..Hadi gittim ben okuyucu..