Doğarken ağladı insan, bu son olsun, bu son..




Yazmadan olmuyor..Bunu gördüm ben, şu 6 gün gibi kısa süre içinde..Bir organımı kaybetmiş gibiyim sanki..Gün içinde aklıma bir şey geliyor, "yazmalıyım bunu bloga" diyorum..Sonra duruyorum..Yok yazmayacaktım ben 1 ay diyorum kendi kendime..Yazmayacak olma düşüncesinin beni mutlu etmediğini gördüm..Bir süre sanalın dışında olursam, kafam rahat olur diye düşündüm..Ama olmuyor..Paylaşınca, kendimi kelimelerle ifade edince daha mutlu oluyorum ben..11 yaşında günlük yazmaya başladım ben..Geçen yıla kadar yazdım da..Hala ara sıra kağıda dökerim hissettiklerimi..Unutmak istemediğim rüyalarımı bile yazarım ben..Kaçınızın rüya günlüğü var ki? Seviyorum yani kendimi anlatmayı, ne düşündüğümü söylemeyi, yazmayı..Bu daha önce günlüktü, bugün blog olur, yarın başka bir yer olur belki bilemiyorum..Ama bildiğim şu ki, sıkıntılarımı, sevincimi, beğendiğim bir filmi, okuduğum bir kitabı cümlelere dökmediğim zaman mutsuz oluyorum ben..Her şey daha da çözümsüz oluyor..Bu yüzdendir, 1 ay yazmayacağımı söyleyip, 1 hafta sonra dönmem..

Çözüm bulan pek bir şey yok hayatımda..Hala evden ayrıyım, hala hastalığımın akıbeti belli değil..Telefonum günlerce kapalıydı..Bir kaç kez açıp merak etmesinler diye kardeşime mesaj attım..Onun haricinde hep kapalıydı..Geçen salı biyopsi için doktora gittim..Dün sonucunu alacaktım..Ama alamadım..Alınan örnek yetersizmiş..Raporda yetersiz materyal yazıyordu..Doktor olabiliyor bazen böyle, tekrar alınsın dedi..Öyle kolay tabi tekrar alınsın demesi..Boğazına iğne batırılan benim..Bir arkadaşımın da böyle bir rahatsızlığı vardı..Onun doktoruna gideceğim haftaiçi arkadaşımla beraber..Şu sonucumu bi alıp rahatlasam çok iyi olacak..Şu an en fazla sıkıntı yaptığım konu bu..Evden ilk ayrıldığım gün gittiğim arkadaşımdan ayrıldım bu arada, kuzenime yerleştim..Ama ondan da ayrılacağım yarın..Kuzenin de olsa, aileden biriyle kalmak zor oluyor..Devamlı evdekilerle iletişim halindeydi zaten bunu hissedebiliyordum..Telefonum kapalı olduğu için bana ulaşamayınca babam da kuzenimi aramış geçen akşam..Yeni gelmiştim işten, kuzenim direk telefonu dayadı kulağıma..Konuştum ben de..Beklediğimden çok daha sakindi..Eve dön, annenle aranızdakilere karışmayacağım ama böyle olmaz eve dön dedi..Hayır dönmeyeceğim dedim..O zaman bir ihtiyacın var mı diye sormayacağım sana, hepimize rest çekip evi terkedebildiğine göre başının çaresine bakabilirsin sanırım diyip kapattı telefonu..Evden biraz ayrı kalınca annem konusunda yumuşamıştım aslında..Yani çok kırdı beni gerçekten, ama annem o..Hemen olmasa bile illa ki barışacaktık..Dönsem mi acaba diye düşünürken babamın bu sözü tamamiyle çevirdi beni..Dönersem başaramadım demektir..Başımın çaresine bakamadım, o yüzden döndüm demektir..İstemiyorum bunu..Saçma bir gurur belki de, aileye gurur yapılmaz evet..Ama dönmeyeceğim..Babamın da dediği gibi başımın çaresine bakmalıyım ben..

Kuzenimle kalmak istemiyorum ama başka çarem yok diye düşünürken, bugün güzel bir gelişme oldu ev konusunda..Evet arada böyle güzel şeyler de olabiliyor hayatımda..Bugün 1 haftadır iş ve okul haricinde dışarı çıkmadığım için biraz kafamı dağıtayım dedim..Eski Yeni'ye gittik arkadaşlarla..Orda işte ev sıkıntımdan, İstanbul'a taşınma ihtimalimden dolayı uzun süreli olarak ev tutmak istemediğimden falan bahsederken bölümden bir arkadaşımın arkadaşı bende kalabilirsin dedi..Daha önce tanışmıştım zaten çocukla, bir kaç kez aynı ortamda bulunmuştuk..Odtü'de okuyor ve bu dönem mezun oluyormuş..Ocak sonunda evi boşaltacakmış..Ev arkadaşım yazın mezun olup gitti ben de bi kaç aylığına ev arkadaşı aramadım istersen gel bende kal dedi..Kiraya yardımcı olmak koşuluyla kabul ettim..Ev işe yakın baya, öyle bir şansım da var..Rahat olacak benim için gerçekten..Çocuğu pek tanımıyorum tabi..Ama arkadaşım için rahat bir şekilde kalabilirsin dedi..Yani erkek olmamasını tercih ederdim elbet..Daha rahat davranmak açısından..Ama çok da sorun değil benim için..Kardeşimle konuştum, yarın kimse olmayacakmış evde..Gidip kalan kıyafetlerimi, kitaplarımı falan alıcam..Taşınıcam yeni evime.. :) Ondan sonra geri dönüp arabayı bırakıcam..Evi terkederken alışkanlıktan arabanın anahtarını da alıp çıkmıştım..Zaten ben kullanıyordum yıllardır ama araba benim değil tabii ki..Kendi ayaklarımın üstünde duracaksam, bana ait olmayan hiç bir şeyi kullanmamalıyım sanırım..Hem iyi olur benim için..Arabaya çok alışmıştım..Zorluk da çekmeliyim biraz..İş eve yakın zaten dediğim gibi..Okula giderken biraz sıkıntı olacak ama napalım artık..Hem daha az gezerim böylece..Araba olduğu zaman dayanamayıp dışarı çıkıyordum illa ki..Ankara'nın ulaşım olayı malum..Artık çıksam da geç bir saatte dönemem ..Evde oturur ders çalışırım işte..Ders demişken, vizelerim yaklaştı iyice..Bir de daha önce dediğim gibi maliye bakanlığının sınavına, banka sınavına falan çalışıyorum..Son 1 haftadır baya ağırlık verdim..İşten döner dönmez dersin başına oturuyorum..Bugün de çalıştım tüm gün..Umarım bu çabam sonuçsuz kalmaz..

Bende son durumlar böyle işte okuyucu..Hala çok sıkıntılı olmakla beraber, içimde garip bir iyimserlik de var aynı zamanda..Belki biraz alkolün etkisi, bilemiyorum..Ama şimdiye kadar çok ağlamış olsam da geçen hafta boyunca tutulduğum ağlama krizlerinin son olmasını istiyorum ben..İmkansız bir istek de olsa, buna inanmak istiyorum..Bu gece eve dönerken arabada döndürüp döndürüp bu şarkıyı dinledim..Siz de dinleyin istedim..Bitirmeden önce "Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni, doğarken ağladı insan, bu son olsun, bu son" demek istiyorum garip iyimserliğimin de etkisiyle.. :)

Kendime gidiyorum, döneceğim..


Bazı dönemler olur, her şey ters gider insanın hayatında..Her şey üstüste gelir..Hangisine üzüleceğini, hangisini çözmek için çabalayacağını şaşırırsın..İşte tam olarak öyle bir dönemdeyim..

Evden ayrıldım bugün..Annemle baya ciddi bir kavga ettik..Defol git bu evden dedi bana..Aldım laptopumu, bir kaç da giysimi, bir arkadaşıma geldim..Onun evindeyim şimdi..2 haftadır falan konuşmuyorduk zaten annemle..Her gün dışarda olmama, çok içmeme kızıyordu..Aslında her akşam dışarda falan değilim..Ama Cuma Cumartesi akşamları çıkıyorum mutlaka..Hafta içi de bazen çıkıyorum..Zaten yüksek lisans derslerine gitmeye başladım artık..Vizelerim yaklaşıyor..Haftaiçi akşam çok da gezmiyorum yani..Ama annemin gözüne batıyorum nedense..İşin ilginç kısmı ben öğrenciyken o kadar rahattı ki annem..Yıllardır bir yere gitmek için izin aldığımı hatırlamam ben hiç..Gidiyorum der ve giderim..Mezun olduktan sonra bir haller geldi bu kadına..Garip bir şekilde her adımımı sorgulamaya başladı..Babam zaten işi gereği şehir dışında hep..Bu konularda çok yüz göz olmuyoruz o yüzden babamla..İşte 2 hafta önce arkadaşımın doğumgününden döndüğüm bir gece şiddetli bir tartışma yaşadık annemle..Ben haklı olduğumu düşündüğüm için alttan almadım, o da üstüme gelince oldukça kırıcı sözler söyledik birbirimize..O zamandan beri de konuşmuyorduk..

Bugün de zaten canım sıkkındı..Dışarı çıkıp yürüyüş yaptım biraz..Akşamüstü eve geldim..Baktım annem baya sinirli..Gel konuşucaz senle dedi..Evi doktorun aradı, ultrason sonuçlarını günlerdir almadığını bugün muayenehanesinde olacağını gidip alman gerektiğini söyledi, hastasın ve benden saklıyorsun aferin sana dedi..Şurda bahsetmiştim hastalığımdan..Tiroid hastalığında nodül de görülebilir bir şeymiş..Kanser riski de olabiliyormuş nodül olunca..Bunun incelenmesi için ultrasona girmiştim yaklaşık 2 hafta önce..Anneme hasta olduğumu söyleyecektim aslında ama hasta olduğumu öğrendikten 2 gün sonra kavga edince vazgeçmiştim söylemekten..Çok kırmıştı çünkü beni..Kendim hallederim diye düşünmüştüm..İşte ultrasonun sonuçlarını da almaya gitmedim sonra..Benim ihmalim tabii ki..İstesem vakit bulup gidebilirdim, gitmedim..Bugün de dışardayken cepten aramış doktorum duymadım..Ulaşamayınca evi aramış..Çok tepki gösterdi annem nasıl söylemezsin diye..Sonra eski defterler açıldı..Ondan her şeyimi sakladığımı düşünür kendisi..Öyle bir paranoyası var..Evet anlatmadığım şeyler var elbet..Ama herkesin bir özeli vardır değil mi? Ya ben gelmişim 24 yaşıma..Hala çocuk gibi davranıyor bana..Yine tartıştık baya..O bağırdı, ben bağırdım..Kapılar çarpıldı, annem sinirden mutfak balkonunun kapısını hızla kapattı, camı indirdi..Sonra da defol git bu evden dedi işte..Çıktım doktora gittim önce..Eve kadar aradığına göre önemli herhalde diye düşündüm..Ki öyleymiş..Ultrasonumda nodül saptanmış..Biyopsi yapılacak salı günü, kötü huylu mu değil mi anlayabilmek için..İnce iğneyle boğazımdan doku örneği alacaklarmış..Duruma göre ameliyat olabilirmişim..Ona da canım sıkıldı baya..Umarım kötü bir şey çıkmaz..

Bir şeyler yolunda gitmediğinde hep avuturdum kendimi..En azından sağlığım yerinde diye..Artık öyle bir avuntum da yok..Hayatımda tutunabileceğim hiç bir şeyim yok..İşimden memnun değilim, ailem de yok artık yanımda, sağlığım yerinde değil, sevgilim zaten yok..Bir şeylerin iyi gitmesi için çırpındıkça daha da diplere çekildiğimi hissediyorum..5 kuruş param da yok işin kötüsü..Ve maaşımı almama 1 hafta var daha..Salı günü doktor umarım ek bir şeyler istemez diye dua ediyorum..Sigortam var gerçi, başka bir şey çıkmaz umarım..

Bugün arkadaşıma geldikten sonra çok düşündüm..Özellikle son 1 yıldır yaptığım tek şey yolunda gitmeyen şeyler için sızlanmam..Herkesin hayatında böyle dönemler oluyordur elbet..Ben bugün artık sızlanmayı bırakıp çözüm için uğraşacağım dedim..Oturdum öncelikler listesi çıkarttım kendime..Birincisi sağlığıma kavuşmak elbet..İhmal etmeyeceğim artık..Biyopsiyse biyopsi..İlaç mı kullanılacak, ameliyat mı artık ne gerekirse..Tek başıma nasıl halledeceğim bilmiyorum ama bir yolunu bulacağım..Evden bir yardım almayacağım kesinlikle..Telefonumu kapattım zaten..Yeni bir hat alacağım..Ulaşamayacaklar bana..Kardeşime mesaj attım sadece arkadaşımdayım merak etme diye..O söylemiştir zaten..Sağlıktan sonra 2. önemli konu iş..İşimdem memnun değilim hiç..Gün boyunca yaptığım tek iş raporları çevirmek ve excel dosyaları hazırlamak..Değişecek gibi de durmuyor..Ortamı da hiç sevmiyorum zaten..Maliye Bakanlığı'nın bir sınavına başvurmuştum bir de banka sınavları var bi kaç tane..Hepsi bu ay içinde bu sınavların..Kıçımı kırıp onlara çalışacağım işten sonra..Son olarak da bi ev bulmam lazım kendime..Arkadaşımda devamlı kalamam..Şimdi ev arkadaşı şehir dışında diye kalabiliyorum..Bir haftaya gelecek arkadaşı..Zaten çocuğun kız arkadaşı baya sorun çıkardı bugün..Şehir dışında kız arkadaşı bunun..Benim onda kalmama kızmış..Haksız da sayılmaz..Ben olsam ben de kızardım..Gideyim ben dedim ama izin vermedi..Kız arkadaşlarım ya aileleriyle yaşıyor ya da evlerinde yer yok..Onları da rahatsız etmek istemedim..Kalacak bir yer bulmam lazım acilen..Yalnız yaşayan bir kuzenim var..Ona gidebilirim belki bilmiyorum şimdilik..Aslında ev de tutmak istemiyorum..Hem maddi açıdan zor, hem de bu bahsettiğim işler olursa İstanbul'a yerleşme gibi bir ihtimalim var..Yani ben özellikle İstanbul isteyeceğim zaten mülakatlara kalırsam..O yüzden bir kaç aylık ev de çok mantıklı değil..Bakalım artık..

Okulda da vizelerim yaklaşıyor bir yandan..Diğer yandan iş ve bu hazırlanacağım sınavlar..Doktor işim de var ayrıca..Bu ay benim için oldukça yoğun olacak yani..Bu yüzden bir karar aldım ben..Bu ay yazmayacağım hiç..Bir aylık bi ara veriyorum yani..Gtalk, msn falan da açmayacağım..Friendfeed'ede de girmemeyi düşünüyorum..Hem ders çalışmam lazım, hem de biraz kafamı boşaltmalıyım..Hayatımı bir yoluna koymalıyım artık..En azından adım atmalıyım bunun için..1 ay gezip tozmayacağım da..Biraz kendime vakit ayıracağım..Sanal ortam çok vaktimi alıyor aslında..Eskisi kadar çok film izlemiyorum mesela..Okumadığım bir sürü kitabım var..Sadece sanal da değil..Dışarda da çok vakit harcıyorum..Bu ay biraz kendimle kalayım diyorum..Bu bana gerçekten iyi gelecek..Maillerime cevap veririm ara sıra..Blogları da okumaya çalışacağım..Özleyin bu deliyi biraz..Bir ay sonra görüşürüz artık..

"Deli bir dünyaya" doğmuş bu deli..





Doğdum ben..Bugün 24 bitti..Kendimi arayıp bir türlü bulamadığım, kimi zaman mutlu olduğuma, kimi zaman aşık olduğuma kendimi inandırdığım, bazen gerçekten eğlendiğim, bazen ölmeyi düşünecek kadar hayatımdaki her şeyden ve herkesten nefret ettiğim, fazlasıyla düşündüğüm, çok okuduğum, çok film izlediğim, çok içtiğim, kendime sorduğum sorulara çoğu zaman yanıt bulamadığım 24 yıl..İyi ki doğmuşum diyemedim ben hiç bir zaman..Sadece diyenlere teşekkür edebildim..Dünya, eğer bu deli olmasaydı nasıl bir yer olurdu bilemiyorum..Kimlerin hayatında iz bıraktım acaba, diyorum bazen..Kimler için gerçekten değerliyim, önemliyim? Bilmiyorum..

Doğumgünü kutlamayı sevmedim hiç bir zaman..Daha düşünceli olurum doğumgünlerimde..Mutlaka içerek girerim yeni yaşıma, yani en azından son 7-8 yıldır..Bugün de geleneği bozmadım, aldım rakımı yanıma..Mad World dinleyerek giriyorum yeni yaşıma..Dünyanın en hüzünlü şarkısı bence..Her yıl garip bir şekilde doğumgünüme bir kaç gün kala aklıma gelir bu şarkı..Son 3 gündür hiç abartısız dinlediğim tek şarkı bu..Ama bu sene diğerlerinden daha farklı sanki her şey..Yine içiyorum, yine aynı şarkıyı dinliyorum fakat yarattığı burukluk daha derin..Yıllar geçtikçe, yaş ilerledikçe artıyor mu bu burukluk bilmiyorum..Ama hisssettiğim kocaman bir boşluk duygusu var içimde ve gittikçe daha da büyüyor..

Her şeyi tükettiğimi hissediyorum ben..Yalnızca 24 yaşındayken hem de..Bundan sonra yeni bir şeyler yaşayamayacağımı hissediyorum..Aşık olamam, biriyle evlenip anne olamam..Yeni insanlar tanımak, yeni bir şarkı dinlemek, yeni bir kitap okumak, yeni bir film izlemek eskisi gibi mutluluk da vermiyor bana..Olmasını çok fazla istediğim bir şey yok..Çok büyük beklentilerim, hayallerim de yok eskisi gibi..İş bulabilirsem her şeyin çok farklı olacağına inandırmıştım kendimi..Değişen bir şey olmadı elbet..İstanbul'a yerleşmeyi çok istiyorum diyorum ama oraya yerleşsem de çok mutlu olamayacağımı biliyorum..Günlük hayatın koşturmacası içinde bunları düşünmemeyi becerebiliyorum ama bu her zaman mümkün olmuyor işte..O kadar çok biriktiriyorum ki her şeyi içimde, işte böyle ağlama krizi olarak dışa vuruyorum sonra..Dedim ya her doğumgünümde biraz buruk olurum ben diye..Hiç bir doğumgünümde bu kadar boktan hissetmemiştim ama..Yıllar geçtikçe daha da buruk olunuyorsa eğer, önümüzdeki yıl üzüntüden aklımı kaçırabilirim sanırım..Böyle bir yazı olmayacaktı bu..Biraz buruk olacaktı ama -yine de iyi ki doğmuşum be- düşüncesine bağlayıp mutluluk oyunuma devam edecektim..Yapamadım..

Ne istiyorum ben de bilmiyorum..Ama tanıdığım hiç bir insan, devirdiğim hiç bir kadeh, dinlediğim hiç bir şarkı, izlediğim hiç bir film kendimi iyi hissetmeme yaramayacak..Bazı şeylere karşı inancını yitirip hayattan çok da zevk almamaya başladığında, insanlardan uzaklaştığında, bir de üstüne seni olduğun gibi sevebilen, tahammül edebilen bir adam yanında olmadığında bu kadar tatsız bir gün oluyor işte doğumgünleri..Atılan bir kaç sms, facebookta sayısız iyi ki doğdun mesajı, belki arayan bir kaç kişi..Doğumgünümde beni doğuran insanla bile günlerdir olan küslüğüm bitememişse, neyleyim ben bu doğumgününü? Çevremdekileri kırıyorum, kendime çok fazla yükleniyorum..Bunları bilmeme rağmen düzeltmek için çabalamıyorum da..Sürüklendiğimi hissediyorum..Ama nereye sürüklendiğimi bilmiyorum..Böyle de boktan bir ruh hali işte okuyucu..

Dünya aslında pek de matah bir yer değilmiş dedirtiyor bu şarkı insana..Hayatımdaki onca kalabalığa rağmen yalnız hissettiriyor..Hayatta her şeyin sonunun ayrılık olduğunu düşündürüyor..İçine işliyor insanın..Boğazımda kocaman bir yumru, kalbimde sıkışma sebebi bu şarkı..Bu "deli dünyanın" içinde mutsuz, yalnız bir deli olduğumu hatırlatıyor..Bu şarkı da, içtiğim rakı da, doğumgünüm de..Yine de tek bir doğumgünümde olsun "iyi ki doğmuşum" demek istiyorum..Bunu diyebileceğim bir doğumgünüm olacak mı okuyucu?

Not: Resim Rene Magritte'nin sevdiğim ve beni hüzünlendiren bir eseri..

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'nin en büyük tabusudur..


Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu..Lider..Türklerin atası..Büyük kurtarıcı..Çağdaş, ilerici, mükemmel insan..Hatta bazılarına göre insanüstü bir varlık..Mustafa Kemal Atatürk..Aslında sadece göğüslerde bir rozetten ibaret hale getirilen lider..

Onla ilgili en eski hatıram 5 yaşındayken yaptığım Anıtkabir ziyareti sanırım..Babamın elinden sıkıca tutmuştum..Mozalenin önüne geldiğimizde babam "bizim atamız yatıyor burada" demişti..Kendimi bildim bileli zaten Atatürk sevgisiyle yetiştirilen bir çocuk olarak o mozalenin önünde ağladığımı, sonra ablamın dalga geçmek amacıyla söylediği "ağlama, o normal insanlar gibi değildi, aslında canlanabilir o isterse" sözüne günlerce inandığımı hatırlarım..Okula başladım sonra..Karşımda çatık kaşlarıyla bir Atatürk portresi..Öğretmenimizin söylediğine göre o fotoğrafa
baktığımızda sınıfın neresinde oturursak oturalım, gözlerimizin içine baktığını görürmüşüz..En ufak bir yaramazlık yaptığımızda, Atatürk size bakıyor, sizi izliyor çocuklar derdi..Öyle bir hale gelmişti ki bende Atatürk'e olan inanç ve sevgi, kavga ettiğim arkadaşlarıma "seni Atatürk'e söyliycem" derdim..Sınıfın en çalışkan öğrencisi, her sene tartışmasız sınıf başkanı olarak milli bayramlarda şiir okuma görevi de benimdi elbet..Mikrofona bağıra bağıra

“Atatürk yoktu, düşman çoktu
Atatürk geldi düşmanı yendi,
Bu güzel yurdu bizlere verdi”

dizelerini okurken benden daha mutlusu yoktu..Bu ülkedeki her çocuk işte bu anlattığıma benzer anlayışla yetiştiriliyor..Geçen yıl facebookta Atatürk'ün ölümüne ağlayan bir kız çocuğu vardı hatırlarsınız..Herkes "işte görün şu çocuğu, Atatürk sevgisi budur" nidalarıyla paylaştı o videoyu..Kimse o çocuğun ruh halini düşünmedi ama..Kuzenimin 5 yaşındaki oğlu geçen gün "anne bizi Atatürk mü yarattı" diye sormuş..Annesi olur böyle şeyler bu yaşta, öğretmeni Atatürk sevgisi aşılıyor işte şeklinde bir yorum getirdi bu olayı bana anlatırken..

İşte Atatürk sevgisi ve bağlılığı öyle bir hale getiriliyor ki, büyüdüklerinde bile hala o çocuk zihniyetine devam ediyor bir çok kişi..Koca koca insanların Atatürk kelimesini duyar duymaz -kötü bir şey söyledi bu galiba- düşüncesiyle taarruza geçmesinin, internet sitelerinde bayrak ve Atatürk fotoğrafları paylaşarak vatanın kurtulabileceğini düşünmesinin, facebookta -29 ekime kadar 1 milyon profil resmi Türk bayrağıyla dolsun- vb. isimlerle gruplar kurmasının, Atatürk değil de atatürk yazılmasının hakaret olduğunu düşünmesinin, Atatürkle ilgili en ufak bir eleştiri yaptığında "o olmasaydı, baban kim olurdu bilemezdin şerefsiz, it, piç kurusu" vb söylemlerle hakaret etmesinin, hala çocuklar gibi, Atatürk fotoğrafları paylaşıp altında "çekemeyen anten taksın" gibi sözler yazmasının, sadece fiziksel bir özellik olan
sarı saç ve mavi gözlülüğüyle övünülmesinin, 80 küsür yıl sonra hala atam sen kalk da ben yatam diye ağlanmasının başka bir açıklaması olamaz çünkü..Varsa da ben bilemiyorum..Bu derece uçlarda tahammülsüzlük ve dar görüşlülük benim sınırlarımı zorluyor açıkçası..

Biz, daha 6 yaşında başladığımız okullarda, beynimiz yıkanırcasına kemalist yetiştirildik ne yazık ki..Bu andımızla başladı, gençliğe hitabenin, istiklal marşının 10 kıtasının ezberlenmesi ile devam etti, sınıflarda kutsal Atatürk resimlerine en ufak zarar verenin disiplin cezası ile cezalandırılmasına, tarih ve felsefe derslerinde ezberci, şüpheciliği kaldırmayan, sorgulamayı ilke edinmek yerine bunu bastırmaya çalışan bir zihniyetin benimsenmesine kadar sürdü..Biz tarih öğrenmedik, kemalizmin militanları olarak yetiştirildik..Eğitim hayatımız boyunca bize gösterilen Atatürk fotoğraflarını hiç düşündünüz mü mesela? Hepsi çatık kaşlı, asık suratlı fotoğrafları..Asker üniforması içerisinde, ya da kalpağı başında..Benim en sevdiğim fotoğrafı bunların hiç biri değil ama..Salıncak üstünde neşeyle sallanırken bir fotoğrafı var..O kadar geç bir yaşta gördüm ki o fotoğrafını..Neden? Neden onun da bir insan olduğu gerçeğini öğrenmemiz engellendi? Soruyorum size, başka hangi ülkede bir lider bu kadar büyük bir paranoya yaratıyor? Başka hangi ülkede, bir liderin her yerde ama her yerde fotoğrafları, büstleri, söylemediği halde ona atfedilen sözleri gözümüze gözümüze sokuluyor? "Atam İzindeyiz" yazılı bir pankartın altına bile M.Kemal Atatürk yazılıyor bu ülkede..Böylesine komik bir durumdayız işte..



86 yıl sonra hala onun yaşadığı döneme öykünenleri, kendisini putlaştırıp atam atam diyerek mezarını yatıra çevirenleri pek de hoş karşılamazdı aslında o da..Benim tüm bunları anlayabilmem çok uzun sürdü..İlk kez başka ülkelere gidip, başka milletlerden insanlar tanıyıp, sohbet etme imkanı bulduktan sonra bu ülkedeki atatürk heykellerinin sayıca fazlalığını fark ettim mesela..Sadece heykeller de değil, her yerde Atatürk resmi vardı..Atatürk her yerde dokunulmaz, her yerde eleştirilemezdi..Ben bunu farkedebildim ama geç de olsa..Ya siz? Kimdir Mustafa Kemal Atatürk? Kimdir? Bir kez olsun bunu sordunuz mu kendinize? Bir kez olsun Atatürk benim için ne ifade ediyor acaba dediniz mi? Ben çok sordum bunu..Hala da sormaktayım..Bu ülkedeki pek çok insan gibi çocukluğumdaki Atatürk'e tapınma travmasını yaşamıyorum çok şükür ki..Bir beyne sahibim çünkü..Kullanabiliyorum da onu..Eğitim sistemimizin yarattığı körlük ve ailemin de etkisiyle kendimi 18 yaşına kadar "Kemalist, Atatürkçü" olarak nitelendirdim ben..Sonra daha fazla araştırmaya, okumaya başladım..Pek çok lider gibi onun da kusursuz olmadığını, hataları olduğunu farkettim..

Atatürk bir diktatördü evet..Bir şeyleri değiştirebilmek için dikte etmesi gerekiyordu..O da bunu yaptı aslında..Fakat her zaman sığındığımız "dönemin şartları da bunu gerektiriyordu ama " bahanesi bana samimi gelmiyor hiç..Türkiye'nin yerleşmiş sorunlarına bakıldığında onun izlediği politikadan kaynaklı pek çok sorunun günümüze kadar ulaştığını görüyoruz..
İslamcılık ve kürt sorunu..Bu ülkede 20-30 yıl önce değil, 80 yıl önce kapatıldı bir parti, laiklik gerekçesiyle..Mustafa Kemal daha sonra kendi elleriyle göstermelik bir muhalefet partisi kurdurdu, ancak kendi kontrolündeki bu parti bile gerçek muhalefete dönüşmeye başladı..Bu yüzden partiyi apar topar kapatıp, bir kaç kelle alarak sorunu çözdü..Cumhuriyet döneminde yaşanan kürt isyanlarını bilmeyen yoktur zaten..Bunların tamamının kanla bastırıldığını da.. Dersim'de ve öteki kürt illerinde başgösteren isyanlar katliamla bastırıldı.. Aslında Mustafa Kemal'in bu meseleler hakkındaki görüşleri, devletin şu anki görüşlerinin de özünü oluşturmaktadır..Devlet politikası 80 küsür yıl sonra hala baskı, inkar, sindirme, yok etme gibi politikalara dayanıyor ne yazık ki.. Ha bunların üzerinden Kürtler ve asimilasyon hakkında "tamamıyla" Atatürk'e yüklenmek de çok doğru değil elbet...Sonuçta bu Atatürk ile sınırlı değil..Bu kararı veren Atatürk'ün de üstünde bir türkleştirme ideolojisi aslında..Bu ülkede hala vatanseverlik adı altında faşistçe söylemler devam ediyorsa tamamiyle bu herkesi türkleştirme ideolojisinin eseridir..Neyse bu ayrı ve uzun bir yazı konusu aslında..

O hırslı bir liderdi..Hayalini kurduğu ülkeyi o yıllarda yaratmayı başarabildi..Bir toplumu uyandırdı, bağımsızlık için mücadele vermelerini sağladı..Ben buna her zaman saygı duydum, duyacağım da..Ama bu onu ve politikalarını eleştiremeyeceğimiz anlamına gelmiyor..Mustafa Kemal'in hayalini kurduğu bir ülke vardı evet..Kafasında bir ülke modeli..Ona göre ilkeler yarattı, devrimler yaptı, tarih kurumu, dil kurumu kurdu..Milletin takacağı şapkaya bile karar verdi..Ama şunu da kabul etmeliyiz ki, o ilkelerin bir çoğu artık günümüzde geçerliliğini yitirdi..Hala 80 yıl öncesinin zihniyle hereket etmek, 2. bir ata gelsin başımıza diye beklemek çok mantıksız..Bu ülkenin bugünkü realitelerini görmeliyiz, Türkiye bugün onun kurduğu modelin ideallerine sahip değildir..
Eğer sahip olsaydık bugün hala bu kadar köklü sorunlarla başetmeye çalışıyor olmazdık çünkü..Öncelikle bunu kabul ederek başlamalıyız işe..

Mustafa Kemal tüm tarihi karakterler gibi tarihte kendine düşen rolü oynadı ve artık o sahneden çekildi..Hem de yıllar önce..Demokratik olduğumuzu iddia ederken, bir insanı tabulaştırıyoruz biz..Demokrasilerde her tür kişi ve fikir her an eleştirilmeye açık olmalı kesinlikle..Şimdi bakıyorum da, Mustafa Kemal en ufak bir eleştiriye maruz kaldığında çok büyük tepkiler veriliyor.. Bu tepkinin nedeni ne? Çağa uygun, sorgulamacı bir siyasetten neden bu kadar korkuyorsunuz? İdeolojilerden arınmış tarafsız ve özgür bir eğitim almanın neden karşısında duruyorsunuz? Bunları yapabilmeliyiz artık bu ülkede..Bu da ancak tabuları yıkmakla mümkün olur..Bırakın herkes Atatürk'ü istediği gibi sevsin, ya da sevmesin..Bırakın sadece saygı duymak isteyenler saygı duysun..Kemalist olmayanları da vatan haini, bölücü, sorosçu, ikinci cumhuriyetçi veya dinci diye nitelendirmekten de vazgeçilmeli artık..Ben bu saydıklarımın hiç biri değilim..Ama kemalist de değilim..Ben herhangi bir görüşü -izmlerin esiri olmadan eleştirebiliyorum..At gözlükleriyle bakmıyorum bu ülkeye ve sorunlarına..Bir gün bu ülkede yaşayan herkesin -izmlerin esiri olmadan eleştirebilmesini diliyorum ben..Çünkü başka türlü çözemeyiz hiç bir sorunu..

Not: Bugün pek çok kişinin bloglarında yaptığı gibi postumda Atatürk fotoğrafı kullandım..Bu beni kemalist yapmadı ama..Sizi de milli bayramlarda Atatürk fotoğrafları paylaşmak kemalist yapmaz..Bilmem anlatabildim mi?

Ben "Evlenilecek Kız" değilim!


Kendimi bildim bileli çöpçatanlık olaylarına kılım..Bir kez böyle bir maceraya atılayım dedim, 2 farklı ortamdan arkadaşımı birbirine ayarladım..Beraber oldukları tam 2,5 yıl bana zindan oldu..Her kavgalarında çocuk gibi beni aradılar..Oysa benim tek yaptığım şey tanışmalarını sağlamaktı..Bu yüzden birilerini tanıştırmaya hiç sıcak bakmıyorum..Aynı şekilde bu amaçla biriyle tanıştırılmaktan da hoşlanmıyorum..Yakın zamanda böyle bir tanıştırılma yaşamış, şurda anlatmıştım..Orda da dediğim gibi, çöpçatanlık olaylarından hiç hoşlanmıyorum çünkü acaip geriliyorum böyle durumlarda..Çok saçma geliyor ayrıca..

Hiç hoşlanmıyorum ama bazen de öyle köşeye sıkışıyorum ki, kaçamıyorum bu tanıştırılma olayından..Ne yazık ki bu akşam bir benzerini yaşadım..Geçen seferkinden biraz daha farklıydı gerçi..Bu adamın niyeti "iyiydi" Evlenmek niyetiyle iyi bir aile kızı arıyormuş..Burdaki iyi aile kızı da ben oluyorum.. :D Bir yan komşumuz var bizim..Aynı zamanda uzaktan akrabamız..Pek sevmem hatunu..Biraz fazla ne oldum delisi olan bir insan..Bayılır kendisini övmeye, mal varlığını 30 saniyede bir anlatmaya..Bunun kocasının ortağı artık kızlarla gezip tozmaktan yorulmuş, evlenebileceği "temiz bir kız" arıyormuş..Sevgili komşumuzun aklına da ben gelmişim..Bizim komşunun kızı deli var, okulunu bitirdi yüksek lisans yapıyor şimdi, işi gücü de var diye anlatmış..Bir de fotoğrafımı göstermiş sağolsun..Adam da tanışmak istemiş..Tabi ben bu muhabbetleri hiç bilmiyorum daha..2 hafta önceydi sanırım..İşten gelmişim yorgun argın..İlla gel bana kahve içelim diye tutturdu bu hatun..Gittim, baktım salonda yabancı biri var..İçeri girer girmez anladım ne döndüğünü..Hemen hissederim zaten böyle bir durumda..Neyse tanıştırdı bizi, ben mutfağa gittim ve direk "ben senin niyetini anladım ama hiç hoşlanmıyorum böyle şeylerden haberin olsun" dedim..Niye öyle diyorsun yaa yakışıklı boylu poslu çocuk tanısan ne olur falan dedi ama ben baya tepki gösterince sustu o akşam ama sonraki 2 hafta boyunca resmen başımın etini yedi, o seni çok beğenmiş bir kere yemeğe çıkın lütfen diye..Öve öve bitiremiyor adamı..Onun övmesi de anca mal varlığıyla olur zaten..Ailesi çok zenginmiş efendim..Yok bilmem nerde villaları varmış, yazlıkları varmış..Adam Ümitköy'de villada oturuyormuş, arabası bilmemne markaymış..Haa bir de kendisi öz be öz Türk, doğulu falan değil yani dedi..Orda yuh artık yaa diye bağırmamak için kendimi zor tuttum..Ama tuttum yani..Artık baktım kurtuluşum yok..İyi dedim çıkalım Pazartesi akşamı..


Numaramı falan da vermiş zaten..Öğlen aradı beni bu..Ankara'nın oldukça lüks yerlerinden birinde yer ayırtmış yemek için..Öyle ortamlarda çok kasılıyorum ben..Sevmiyorum da zaten..Ama gitmemek gibi bir şansım yoktu tabi..Neyse çıktım işten gittim söylediği yere..Baya önce gelmiş sanırım..Şarap, peynir tabağı falan almış..Her zamanki gibi işten geç çıktım tabi ben.. :/ Bu beni gördü ayağa kalktı, sandalyemi çekti..Kibarlıktan ölecek..Neyse oturdum, bu başladı ofiste olan bir şeyi anlatmaya..Harita mühendisi kendisi ve anlattığı konuda bir sürü terim kullanıyor, hiç ilgimi çekmiyor haliyle..Suratımda aptal bir gülümseme, hıhı evet yaa doğrudur vb. laflar ediyorum sadece..Sonra sağolsun aklına benim neler yaptığımı sormak geldi..Öyle konuştuk işte havadan sudan bir süre..Sonra garson geldi..Bu benim menüye bakmama izin vermeden ikimiz için de yemek söyledi..O çok beğenirmiş, benim de beğeneceğimi düşünmüş..Yahu tamam ne istediğini bilen, kararlı erkekleri severim de bu da benim seçimime müdaheledir yani..Nerden biliyorsun o yemeği seveceğimi benim? Bir şey demedim ama, yemekler geldi..Adını hiç duymadığım bi kırmızı şarap istedi bu..Yemeğimizle sadece o şarap gidermiş efendim..Sonra 2 saat şaraplardan konuştu..Kırmızı şarabı çok severim evet..Ama öyle şarap kültürüm de yoktur..Bir kaç üzümü bilirim sadece..Marka falan bilmem öyle şeyleri, ilgilenmem de..İlgimi çekmediği de belli yani, bi sus nolur diye gözünün içine bakıyorum resmen..Anlamıyor..Neyse bi ara durdu, sen pek konuşmuyorsun demek aklına geldi..Ben de "sen izin vermiyorsun ki" dedim.. :D Ya ben böyle bir insanım kusura bakma, ilgi alanım olunca susmak bilmiyorum, ee sen nelerle ilgilenirsin? dedi..Aha dedim geldi yine o soru..Böyle lank diye nelerle ilgilenirsin denmesine sinir olurum ben..Ne diyim yani o anda? Ee edebiyatı severim, müziğin her türlüsünü dinlerim, film izlemek en büyük hobilerimden biridir..Ne bu ya? Sohbet içinde gelişir böyle şeyler..Ama adam sadece ben ben diyip devamlı kendinden bahsettiği için öyle gelişen bir sohbetimiz olmadı elbette..


Pek keyifli değildim zaten bu akşam..Bir an önce bitse de gitsek havasındaydım..Sağıma soluma bakıyorum, çoğu zaman dinlemiyorum adamı falan..Yine ilgimi çekmeyen bir şeyden konuşurken "Neyse sen sıkıldın sanırım, ben konuya gireyim en iyisi" dedi birden..Öyle bi -ne konusu yahu- der gibi baktım ama bir yandan da merak ettim tabi..Dinliyorum dedim.."Ben 30 yaşındayım ve şimdiye kadar pek çok ilişkim oldu..20li yaşlarda insan çok düşünmüyor geleceğini..Hele ki erkek olunca sadece gezip tozayım diyor..Evlenebileceğim biriyle hiç flört etmedim şimdiye kadar..Ama işte dediğim gibi 30 yaşına gelince artık yuva kurmak istediğimi farkettim, öyle bir kız aramaya başladım ama artık ortalık amiyane tabirle "motorlardan" geçilmiyor..Senin gibi "iyi aile kızları" çok zor bulunuyor..Benim seninle niyetim ciddi, eğer sen de kabul edersen seni evlenme niyetiyle tanımak istiyorum..Yani sen de istersen tam olarak bir flört olmayacak bu, niyetimiz baştan belli çünkü" dedi..Ben öyle baktım sadece bir süre yüzüne.."Benim iyi aile kızı olduğumu nerden biliyorsun, ya da şöyle sorayım senin iyi aile kızı kıstasın nedir" dedim..Tüm gece neredeyse hiç konuşmadığım için öyle kesin ve biraz da sert bir soru beklemiyordu sanırım..Şaşırdı baya..Yani işte senin gibi diye başladı eveleyip geveledi biraz..Nasıl işte, nasıl benim gibi diye sıkıştırınca "Ya işte senin gibi oturup kalkmasını bilen, iyi ahlaklı, ailesi düzgün biri demek istedim" dedi..Bu sefer "iyi ahlak" kriterin nedir senin? diye sordum..Fazla sıkıştırıyorsun beni dedi..O zaman ben sana söyleyeyim iyi ahlak kriterini dedim.."Konuşmandan anladığım kadarıyla "motor" olarak tabir ettiğin kızlar 20li yaşlarında rahat rahat gezip tozduğun, yatıp kalktığın, yani içinde seks de olan ilişkiler yaşadığın kızlar..İyi aile kızı dediğin ve bulmakta sıkıntı çektiğin kızlarsa -mümkünse az ilişkisi olmuş, gösterip elletmemiş ya da elletse de -çok ileri gitmemiş-, kendisini 20li yaşlarında bol bol "motorlarla" beraber olup sonra -akıllanıp- iyi aile kızı arayan koca adaylarına saklayan kızlardır..Bu da sana göre iyi ahlak kriteri oluyor işte..Kusura bakma ama ben senin kriterlerine göre iyi ahlaklı olmuyorum" dedim.."Sen beni yanlış anladın, yani bu da bir kriter tabi ama ben sadece bunu kasdetmemiştim" dedi..Ben de "-evlenilecek kız- arayan erkekleri iyi tanıdığımı düşünüyorum..Aklınızda nasıl bir profil olduğunu sizden daha iyi biliyorum ben" dedim..

Bu arada hakkaten sinirli bir şekilde konuşuyorum ben, sinirlendiğim zaman da bunu belli ederim zaten.."Neden sinirlendin ki sen şimdi ya, ben sana kötü bir şey söylemedim, niyetim ciddi dedim ayrıca..Yani tabii ki geçmişte ilişkilerin olmuştur -belli sınırlar çerçevesinde- bir şeyler yaşamışsındır, 24 yaşındasın yani bunun olmamasını beklemek saçma olur..Ben seni gerçekten tanımak istiyorum ama" dedi..Ben de "benim zaten evlenmek gibi bir niyetim hiç yok, çok uzun bir süre de olacağını sanmıyorum..Bu akşam sana bunu kibar bir şekilde söyleyecektim ama yaptığın konuşma beni rahatsız etti o yüzden ne düşündüğümü söylemek istedim, ayrıca senin -belli sınırlar- sözün de benim ne kadar haklı olduğumu gösterdi" dedim..Bu yine yok yanlış anladın falan diye konuya girse de konuştukça daha da battı..Zaten burda yazdıklarım söylediklerinin özetinin özeti..Lafı öyle bir dolandırıyor ki, insanın kafasını allak bullak yapıyor..Şu an beynim uyuşmuş durumda resmen..O yüzden gelip hemen yazayım dedim, yarın tüm bu laf kalabalığını unutmuş olabilirdim çünkü..Neyse konuyu güç bela kapatabildikten sonra kalkalım dedim de ben, bu gereksiz akşam yemeği son bulmuş oldu..


Bilmiyorum çok aşırı bir tepki mi verdim ama erkeklerin bu yüksek egoları beni öldürüyor açıkçası..Katlanamıyorum yani buna..Adama bak sen ya..Bu yaşıma kadar bir sürü kadınla gezdim tozdum, hayatımı yaşadım diyebilecek kadar rahat..Ama aynı kadınlara motor demekten de utanmıyor..Bir de üstüne "temiz aile kızı" arıyor..Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür yahu? Önce bir dön de kendine bak derler adama..Ama bunlara da çok görmemek lazım tabi..Doğduklarından itibaren başlıyor anne babalar egolarını şişirmeye..Sen erkeksin yaparsın, sen erkeksin elinin kiri demeye..Böyle adamlar yüzünden şu ülkeyi terkedip gidesim geliyor bazen..Ya da hiç muhattap olmamak için "ben evlenilecek kız, temiz aile kızı değilim" diye bir pankart yazıp boynuma asıp dolaşayım diyorum..Bugün sabah ofisteyken Tuğçe Özel'in "Sevişmeli mi, sevişmemeli mi? İşte bütün mesele bu!" başlıklı yazısını okuduktan sonra da böyle bir akşam yemeği yaşamış olmam pek güzel oldu tabi..Tuğçe'nin yazıda da bahsettiği gibi gereğinden fazla özgüven gösterisi mi yapıyorum acaba diye de düşünmüyorum değil..Bir de aklıma Deniztan'ın geçenlerde okuduğum ve fazlasıyla katıldığım "Türk kadınının cinsellikle imtihanı" başlıklı yazısı geldi bu akşam..Şöyle demişti bir yerinde, Türk kadınını kategorilendirirken "bir takım kızlar uslu durmayı, uslu duramayanlar geçmişlerini saklamayı, bir takım benim gibi salaklar da “sağa ne lan tarram” yaklaşımını tercih ediyor ve tabii nihayetinde evde kalıyor.." evet o salaklardan biri de benim kesinlikle..Bu yüzden ömür boyu evlenemeyeceğimi bugün bir kez daha anlamış bulundum..Neyse sağlık olsun artık..Ben de kariyer yaparım napalım..

Orda bir köy var uzakta..Ama "bizim" köyümüz değil..


Esmer ve kirli elleriyle önündeki yıpranmış deftere okumayı beceremediği harfleri yazmaya çalışan çocuklar..Derme çatma bir okul..Pek çoğumuz için orda uzakta olan, varlığını bildiğimiz ama gitmesek de, görmesek de "bizim olmayan" bir kürt köyünde öğrencilerine "yabancı" bir dili öğretmeye çalışan bir Türk öğretmen..

Evet pek çok kişinin son zamanlarda aldığı ödüllerle varlığından haberdar olduğu İki Dil Bir Bavul filminden bahsediyorum..Film denir mi aslında tam olarak bilmiyorum..Belgesel deniyor çoğunlukla..Ortada -film- denebilecek bir kurgu da yok zaten..Köy gerçek, okul gerçek, öğretmen gerçek, çocuklar gerçek, konu hepsinden gerçek..Geçen yıl "Uluslararası Amsterdam belgesel film festivali"ne gitmeden önce haberdar olmuştum bu filmden..Kuzenimin yakın bir arkadaşı olan filmin yönetmeni Özgür Doğan'la tanışıp onun ağzından filmi dinlediğimde çok heyecanlanmış, umarım Türkiye'de hakettiği ilgiyi görebilir demiştim..Dün filmin Ankara galasındaydım..Kızılırmak sinemasında Filmin yönetmenleri Özgür Doğan, Orhan Eskiköy ve öğretmen Emre Aydın'ın katıldığı bir kokteyl sonrasında filmi izleme imkanı buldum..Beklediğimden çok daha iyi, çok daha samimi bir film vardı karşımda..

Filmden bahsetmeden önce biraz çekilme hikayesinden söz etmek lazım..Haziran ayında Radikal'de Yıldırım Türker'in filmle ilgili yazısında Özgür şöyle anlatıyordu çekilme hikayesini "Ben Muş, Vartoluyum. Türkçe bilmiyordum. Öğretmen Türkçe öğrenelim diye Kürtçe konuşmamızı yasaklamıştı. Türkçe bilmeyen dedemle ninemin yaşadığı evde bile. Ama tek kelime Türkçe bilmiyoruz ki! Kürtçe konuşunca dayak yiyorduk. O anılar canlandı işte. Kuzenimle oturduğumuz bir gün o da başından geçenleri anlattı. Kaba bir senaryo yazdık. Aslında onun anlattıklarıyla filmdekiler yüzde doksan aynı.”" Uzun süre uygun köy ve öğretmen aramışlar..Yurtdışından aldıkları mali destekle çekebilmişler zaten bu belgeseli..9 ay sürmüş çekimler..Zaten filmde Demirci Köyünün her mevsimini görüyoruz..Yönetmenler öğrencilerin ve öğretmenin hareketlerine kesinlikle müdahele etmemişler..Bu yüzden sarsıcı bir doğallık var zaten filmde..

Başlarındaki öğretmenin söylediği hiç bir kelimeyi anlamayan öğrenciler..Bu çocuklara Türkçe öğretmeye kararlı, idealist bir Cumhuriyet öğretmeni..Türkçe dersinde kitaplarına Kürtçe kelimeler yazdıkları için sınıfta tek ayak üstünde duruyor bu çocuklar..Kendi dillerini kullandıkları için..Bu çocuklar Türkiye'de yaşıyorlar ve ana dilleri Kürtçe..Türkçe öğrenmeye çalışıyorlar ama öğrendikleri dili doğru dürüst kullanamadan "Ne mutlu Türküm diyene" diyorlar..Varlıklarını Türk varlığına armağan ediyorlar..(!) O dağın başında, yokluklarla mücadele eden çocuklar 23 Nisan'ı kutluyor..Çocuk bayramı olan tek ülke olduğumuz için öğretmenleri "sevinin" diyor çocuklara..Gurur duyun bundan..Ne büyük şans (!) bu çocuklar için..Yıldırım Türker'in de dediği gibi bu filmdeki her şey, ama her şey Cumhuriyet’in körlüğünü anlatıyor..Ve bu körlüğü de idealist öğretmen belgeseli izlemeyi bekleyenlerin yüzüne tokat gibi çarpıyor..


Bir ülke düşünün ki bir yanda tüm parasını çocuklarının eğitimine harcayan, en iyi kolejlere, en iyi dersanelere gönderen insanlar mevcut..Daha ilköğretim bitmeden "çocuğum 2. yabancı dili nasıl öğrenir acaba" diye kendilerini yiyorlar..Teknolojik imkanlar, bilgisayar, internet vs.vs.. Diğer yanda ise derme çatma bir okulda, sobayla ısınmaya çalışarak bir şeyler öğrenmeye çalışan yavrucaklar..Bu basit bir ajitasyon gibi geliyorsa işte bu belgesel izlenmeli..Çocuklar karşılarında öğretmen dedikleri, ne dediğini anlamadıkları ama çok saygı duydukları insana bakıyorlar..O bakışlar işte samimi bakışlar..Taa derinlere yazılacak bakışlar..Veliler öğretmene diyor ki "sen hocasın bilirsin, ayıp ettiysek affola, ama bizim elimizden gelen bu" evet onların ellerinden gelen o..Anne ve baba birinci sınıfta okuyan kızlarını okula gönderirlerse evde minik bebeğe bakacak kimseleri olmayacak, kızlarını okula gönderip minik bebeğe bakmak için evde kalırlarsa tarlaya hasata gidemeyecekler..el kadar çocuğu tarlaya götürsen olmaz..Oysa bakıcı tutsalar ne kolay değil mi?(!) Ya da kreşe verseler çocuklarını ne bileyim (!)..Ve bu süreçte çocuklar hala öğretmenin gözünün içine bakıp "acaba bu adam bize ne diyor?" diyorlar..


Bir Zülküf var filmde..Kaleminin arkasını yerken, öğretmenin ne söylediğini anlamaya çalışırken ki bakışları hem güldürüyor, hem hüzünlendiriyor..Bir Rojda var..Utangaç tavırları, kocaman simsiyah gözleri o kadar çok şey anlatıyor ki..Esmer ve kupkuru elleriyle defterlerine anlamsız çizgiler çizerken onlar, ben oturduğum koltukta gözlerim dolmuş bir şekilde izledim onları..Çok farklı şeyler hissettiriyor bu film insana..Böyle kocaman bir yumru, gelip boğazına oturuyor..Yutkunamıyorsun..İzleyin bu filmi, izleyin ve izlettirin..81 dakikalık gerçek bir hikaye bu..Pek çoğunuzun "uzak da olsa" bizim köyümüzdür demediği bir Kürt köyündeki esmer çocukların gerçek hikayesi..Gerçi onlar yine de şanslı..Zorluklarla mücadele ediyor olsalar da tek parça olarak oturabiliyorlar o sıralarda..Boşa demedi Özgür Doğan, Antalya Film Festivali'nde ödülünü alırken "Bu ödülü ikinci dilini henüz öğrenemeden bir havan topuyla öldürülen Ceylan Önkol'a armağan ediyorum.." diye..

İzleyin bu filmi..Israrla söylüyorum, izleyin..Ayrıca Ece Temelkuran'ın filmle ilgili dünkü "Oğullarınız niye öldü" başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim..Çok güzel yazmış yine..Bir de söylemeden geçemeyeceğim..Bu film bana "Kardeşini Seç" kampanyasını hatırlattı..Benim Diyarbakır'da 2 yıldır bir kardeşim var..Siz de hala bir kardeş seçmediyseniz, mutlaka ziyaret edin siteyi..

Aşk ile sevenler aldanır, aşkı sevenler aldatır..


İnsanların yıllardır tartışa tartışa bitiremediği bir konu sanırım..Aldatmak ve aldatılmak..Hangi eylemler aldatmaya girer? Seven insan aldatır mı? Erkeklerin hepsi aldatır mı? vb. genellikle klişeleşmiş sözlerle hep tartışılan, ama bir türlü sonuca bağlanamayan..Ben de bir sonuç aramayacağım elbet bu yazıda..Biraz kafa karışıklıklarımı ve bir kaç da tespitimi yazacağım yalnızca..

Aldatmak fiiline çoğu insan gibi çok büyük bir tepkiyle yaklaşamıyorum ben..Bana biraz insancıl geliyor aldatmak..Yani insan olmakla alakalı tamamiyle..Çünkü aldatmak, o "yasak elma"ya ulaşma amacıdır daima..Zaten insanoğlunun da her zaman peşinde olduğu bu değil midir? Bugüne kadar yazılmış ya da sözlü olarak dile getirilmiş tüm toplum kurallarında yasak olan ne varsa insanlar üstüne üstüne gitmiştir..İçki yasaktır, esrar yasaktır, hızlı şekilde ya da alkollü iken araç kullanmak yasaktır, zina yasaktır, birini öldürmek-yaralamak yasaktır vs vs vs...Yasakların insanlara her zaman daha çekici gelmesi hali..

Sadakate önem veririm der çoğu insan..Ezberlemişçesine..Ben de çoğu zaman kurarım bu cümleyi..Sadakatten anladığımız nedir peki? "Birine bir ömür boyu bağlı kalma sözü vermişsen, o söze uymalısın.." "Başkasını düşünmemelisin, e zaten sevgi varsa arada düşünmezsin" vs vs..E madem böyle, neden bu aldatma-aldatılma mevzusu günümüzde sıklıkla yaşanan ve tartışılan bir konu? İnsan yaradılışı gereği bencildir bir kere..Doyumsuzdur da aynı zamanda..Sıklıkla söylerim bunu, aşk da bencilliktir..Böyle duyguları yaşayabileceğini kendine kanıtlama çabasıdır..Bu yüzden aldatmak bana fazlasıyla insani bir eylem gibi geliyor..Bir insanın kolay kolay tek eşli kalabileceğine inanmıyorum..Mesela sürdürmek istemediğiniz halde, ben diyeyim alışkanlık, siz deyin kabullenmek, ben diyeyim kaygılar, siz deyin cesaretsizlik, ne derseniz deyin işte, benzeri nedenlerle, var olan ve istenmeyen ilişki biçimini devam ettirmek de aldatmaktır bence..Hayatında biri varken, bir başkasını arzulayıp onla sevişmekten hiç bir farkı yoktur gözümde bu verdiğim örneğin..

Yani demem o ki ; aslında aldatan insanlara kızmamalıyız..Çünkü onların tek suçu insan olmaktır..İnsan dediğin güçlü bir canlı değildir..İronik olan, aldatma eylemini gerçekleştiren kişinin bunu beyniyle değil, başka uzuvlarıyla üstlenmesidir..Böyle de kalleşizdir ama hoşgörülmelidir yine de..Peki hoşgorülmemesi gereken nedir öyleyse? İlk olarak inkar..Bu gerçeğin kabul edilmemesi, bahaneler üretilmesi kimseye bir yarar sağlamaz..İkincisi ise olayın etrafından dolaşmaktır, ki bu da bir çeşit inkardır..İnsanlar aldattıklarını açıklamaktan hoşlanmaz, doğru, ama bunu açıklamak isteyen tipik örneklerin her zaman için bunu neden yaptıklarının rasyonelize edilmiş bir açıklaması vardır..Aldatmak açıklanamaz aslında..Ne olduğu gayet açıktır..Aldatan insana karşısındaki yetmemiştir ve daha fazlasını istemiştir..Nokta..Belki istediği şeyde eskisinin tadını bulamamıştır, belki eskisinin değerini anlamıştır, belki de memnun kalmıştır..Her ne olursa olsun, insanın kendi doğasını yalanlamasının bir anlamı yoktur, zira o anda başkasını istemiştir..

Böyle anlatınca "bu deli de aldatmış daha önce, şimdi bunu meşru kılabilmek için böyle süslü kelimeler kullanıyor işte.." diye düşünüyor olabilirsiniz..Hayır aldatmadım..Çoğu insanın yaptığı gibi bununla övünmüyorum da..Aslında aldatmanın sınırları nedir, onu da bilmiyorum tam olarak..İşte yazının başında bahsettiğim karışıklıklar kısmı da burda başlıyor.."Sadece fiziksel beraberlik mi aldatma olarak sayılır" kısmında takılıp kalıyorum..Eğer aldatmak fiilinden anladığımız buysa hayır ben aldatmadım..Biriyle beraberken, bir başkasıyla sevişmedim, öpüşmedim bile..Ama bir başkasını düşündüm, pek çok kez..Bir sevgilim varken, başka bir erkekle yatmanın nasıl bir şey olacağını düşündüm..Başka bir erkeği arzuladım, çok istedim ama sevişmedim..Yani mesela benim bir sevgilim var ama başka bir adamı düşünerek mastürbasyon yaptım diyelim..Bu şimdi aldatma sayılır mı? Evet diyorsanız eğer, dünya üstünde aldatmayan tek bir insan var mıdır acaba? Bence olması imkansız..Kesinlikle imkansız.."Aldatmak beyinde biter" sözü bu yüzden çok mantıksız geliyor bana..Hayatında biri varken, neden bir başkasını düşünerek kendini tatmin edesin ki diye sorabilirsiniz..Bilmiyorum..Pek çok sebebi olabilir..İlişki yolunda gitmiyordur..Uzun yıllardır beraberdir ve hep aynı kişiyle sevişmekten sıkılmıştır vs vs..Pek çok sebebi olabilir..Ya da yalnızca yolda yürürken gördüğü adamı/kadını çok çekici bulmuştur..Gece yatağına yattığında onunla seviştiğini düşünmüştür..Olamaz mı? Aslında seks yapmak için illa aşık olmak ya da bir şeyler hissetmek gerekir mi tartışmasını yapmanın tam yeri ama buna girersem konu içinden çıkılmaz bir hal alır ve fazlasıyla uzar..Yani aslında biraz da bu yüzden aşkın insanoğlunun kendini kontrol edebilmek için yarattığı bir şey olduğuna inanıyorum ben..Birine deli gibi aşık olduğunu iddia ederken, karşıdan gelen bir kadını/adamı görünce adrenalin salgılamaya başlıyorsan eğer, aşk denen şey gerçekten var mı yoksa sadece kendini inandırmakla alakalı bir şey mi diye kendimizi sorgulamalıyız..Konu yine aşka kaydı yalnız..

Peki ben böyle düşünüyor olmama rağmen bir ilişki içerisindeyken, arzuladığım bir başka adamla sevişme imkanım varken neden bunu yapmadım diye sorunca kendime, yine bencilce bir cevap veriyorum aslında..Korktum..Vicdanımdan korktum..Öyle boktan bir şey ki çünkü bu vicdan olayı..Bırakmıyor peşini, uyutmuyor..Tabi bir de "sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma" hadisesi var..Aldatılınca kızacak, öfkelenecek yüzün olsun diyor insan kendisine..Daha önce 2 kez aldatıldım..İkincisi oldukça yakın bir zamanda aslında..Ama bunu anlatmak istemiyorum şimdi..İlki yıllar önceydi..Aldatılmak garip bir şey..İnsanın egosunu yerle bir ediyor..Nefes alamadığını hissediyorsun..Karşındaki insana karşı çok güçlü duygular beslemiyor olsan bile bir başkasını sana tercih etmiş olması yaralıyor, incitiyor..Binlerce küfürle, öfke nöbetiyle karşısına çıkmış olmana rağmen "neden" diye sorabiliyorsun sadece.. "Merak" diyor..Hazırladığın tüm aşağılama sözleri, küfürler anlamsızlaşıyor o böyle söyleyince..Eyvallah diyip bitiriyorsun..Aldatıldığımı öğrendiğimde kendi hissettiklerimi düşünüyorum şimdi..Ben bunu bir adama yapamam diyorum..Yapamam yani, bu kadar acımasız olamam..

Berbat bir şey bu aslında..Vicdanınla, nefsin arasında sıkışıp kalmak..Bu yüzden sanırım en mantıklısı kimseye bağlı kalma sözü vermemek, bir ilişki içerisine hiç girmemek..Tutamayacağı sözler vermemeli insan karşısındakine..Ama bir yandan da nereye kadar diyorum işte..1, 5, 10, 20, 30 adam..Nereye kadar sürecek bu? Günün birinde kendime yalan söyleyip, bir adama aşık olduğuma inanacak mıyım? Asaf'ın "aşk ile sevenler aldanır,
aşkı sevenler aldatır. " sözünün anlamını bulmaya çalışmaktan vazgeçip kendimi tek eşliliğin huzursuz ama güvenilir kollarına atacak mıyım acaba? Kimbilir...

Türk'ün "Nefes"le imtihanı...


Öncelikle şunu belirteyim, bu blogda şimdiye kadar bir filmi vizyona girdiğinin ertesi günü izleyip sonra eleştirisini yaptığım bir yazım olmadı..Film eleştirmeni olmak gibi bir iddiam da yok zaten..Arada sırada beğendiğim filmlerle ilgili aklıma geldikçe birşeyler karalamaktan öteye geçmez burda sinemayla ilgili yazılarım..Ama bu film bir istisna olacak..

Geçen yıldı sanırım, filmin fragmanını ilk gördüğümde küfretmiştim..Baya okkalı bir küfür..Ben bu filmi hayatta izlemem arkadaş demiştim..Çünkü neredeyse herkesin izlediği fragman bana fazlasıyla taraflı gelmiş, yadırgamıştım..Yine ırkçı tipler salonları dolduracak, birileri de bu sayede cebini dolduracak demiştim..Bu tepkimin en büyük sebebi şüphesiz ki "facebook gençliğinin" ırkçı söylemlerle fragmanı defalarca paylaşarak gözümüze gözümüze sokmasıydı..Diğer bir sebep de içi boşaltılmış bir söz olduğunu düşündüğüm "Vatan Sağolsun" sözünün afişinde yer almasıydı..Asker postalı görmeye bile tahammülü olmayan biri olarak, bir blog postumda şu fotoğrafı kullanacağımı söyleseler gülüp geçerdim herhalde..Peki ne değiştirdi benim fikrimi bu kadar da, film vizyona girer girmez izledim bir de üstüne bu satırları yazıyorum? Anlatayım..

Film vizyona girdiği gün friendfeed başta olmak üzere pek çok yerde yorumlara rastladım elbet..Fazlasıyla duygusal ve milliyetçi yorumların yanı sıra, film kesinlikle militarist değil, milliyetçi duygularla yapılmamış, o duygularla gidenleri de ters köşe yapacak bir film, mutlaka görün diyenlerin sayısı da azımsanmayacak derecedeydi..Önyargılı bir insan olduğumu hep kabul etmişimdir..Fazlasıyla vatan-millet edebiyatı yapan bir film olduğuna inandıktan sonra, bu yorumlar görüşümü değiştirmese de biraz yumuşattı sanırım..Tamam gideceğim ve beğensem de beğenmesem de yazacağım filmle ilgili dedim..Ve hatta filmle ilgili görüşlerimi çok merak eden bir kaç kişiye de söz verdim yazacağım diye..Budur yani yazma hikayem..

Filme gelince; hangi beklentiyle gitmişseniz eğer, o beklentilerinizin film sonunda gerçekleşmeyeceğini söyleyeyim en başta..Bu cümlemden kötü bir film olduğu anlamını çıkarmayın sakın..Yani eğer, -militarist, ırkçı film yapmışlardır kesin, gidip izleyeyim de sonra rahat rahat izlemiş olarak söveyim- beklentiniz varsa boşa gitmişsinizdir demektir..Aynı şekilde -kahraman Türk askerlerini göreyim, şerefsiz kürtlerin başına nasıl sıktıklarına şahit olayım, üstüne bir de filmin sonunda tekbir getirerek ayakta alkışlayayım- beklentisiyle gitmişseniz yine boşa gitmişsinizdir demektir..Böylesine -ortada- bir film olmasıdır belki de, şimdiye kadar filmle ilgili çok sert bir eleştiriye rastlamamamın sebebi..Bir kere bu filmin kürt sorununa, pkk terörüne, kardeş kavgasına, büyük devletlerin Türkiye üzerindeki emellerine, uyuşturucu ticaretine falan çözüm getirmek gibi bir kaygısı yok..Ve iyi ki de olmamış..Zira 2 saate tüm bunları sığdırmaya çalışsalardı ortaya saçma sapan bir şey çıkardı sanırım..1993 yılında dağın başındaki bir sınır karakolunda yaşananları anlatıyor film..Bu kadar geniş ve yıllardır üzerine binlerce satır yazılan, defalarca tartışılan bir "ülke sorununun" içinden ufak bir kesiti anlatıyor bize..

Ben filmden etkilendim evet..Beklediğimden daha fazla hem de..Hem çekim tekniği, hem de fazlasıyla geriyor olması etkiledi sanırım..Film boyunca o çatışma ha oldu, ha olacak diye bekliyorsunuz tetikte..O gerginliği gerçekten iyi vermişler..Bu filmde bence en iyi yansıtılan şey, askerlerin psikolojisiydi..Ellerinden geldiğince yansız ve güzel bir şekilde yansıtmışlar bunu..Askerlerin arasındaki kimi diyaloglar güldürücü, kimi diyaloglar düşündürücüydü..Ara ara gerçekten de güldüm ama filmde..Bu sahneler filme hareket katmış ve iyi de olmuş..Şimdi askerlerin psikolojisini güzel yansıtmışlar falan dedim de, bunu full metal jacket gibi bir başyapıtla karşılaştırmak, "türk full metal jacket" olmuş demek baya abartı olur diye düşünüyorum..Öyle bir film için daha baya bir fırın ekmek yemeliyiz..Filmde mesaj kaygısı yok dense de aslında baya inceden mesajlar veriliyordu..Anlayabilene diyorum..Mesela komutanın doktor asteğmeni yatağından kaldırıp "Ben de biliyorum böyle bir yere varılamayacağını..Ama senin İstanbul'da, Ankara'da olabilmen için benim yenilmemem gerek..Savaşın haklısı yoktur. Gün gelecek bu da bitecek..Bitmeyen savaş yoktur"" sözü çok şey anlatıyordu..Bu konuşma zaten filmin en önemli sahnelerinden biriydi diye düşünüyorum.."Savaşın haklısı yoktur" sözü kesinlikle yerinde bir sözdü..Hala orada yaşananların iç savaş olduğunu kabul etmeyenlere gitsin bu söz..

Filmin -bence- artıları, çekim tekniği, asker psikolojisinin iyi yansıtılmış olması, ucuz ve şovenist laflarla vatan-millet edebiyatı yapılmamış olması ve final sahnesinin bir kaç eksik dışında gayet iyi çekilmiş olmasıydı..Eksilerine gelince; benim en çok gözüme batan ve rahatsız eden komutanla, doktor kod adlı teröristin arasındaki kişisel husumetin çok gözümüze sokulması ve filmin terör-asker ekseninden çıkıp tamamiyle kişisel bir husumete döndürülmesiydi..Yani teröristin sevgilisini kaçırmalar falan çok gereksizdi bence..Suya sabuna dokunmadan terör filmi yapmak için özellikle mi böyle yapılmış bilmiyorum..Ama hiç hoşuma gitmedi açıkçası..Komutanla terörist arasındaki telsiz konuşmaları güzeldi ama..Komutan ders vermeye çalışmıyordu, gayet kahve ağzıyla konuşuyordu ikisi de..Ayrıca komutan resmen bu saldırıyı bekliyordu, hatta adamın saldırması için tahrik ediyordu..Böyle bir saldırı beklenirken o karakoldaki hiç bir askeri uyutmazsın yani..Hem filmde "uyursan ölürsün" mesajı ver hem de pek çok askerin çatışmaya uyurken yakalansın..Bu, komutanın askerleriyle beraber resmen intiharı gibi bir şey oldu ki, zaten kendisi de biliyordu öleceğini..

Filmin şoven duyguları kabartacak nitelikte olmadığını söyledik, tamam..Ama bu filmin yanlı olduğu gerçeğini de değiştirmiyor..Çok objektif olmuş diyenleri bilemem ama ben gayet "taraf" olmuş bir film izledim..Bunun için filmi izlemeye bile gerek yok, zira komutanın ve askerlerin gözünden bir film olduğunu izlemeyenler de anlayabilir..Tarafsız olabilmesi için 2 tarafın gözünden anlatılmalıdır konu..Yani tarafsız olmak zorunda değil elbet, ama kimse olmadığı bir şey üstünden bu filmi övmeye kalkışmasın..Çünkü bu film taraflı bir filmdi..Bir kere yaralı komutanı öldüren pkklı varken, yaralı pkklıyı öldürmeyen Türk askeri vardı filmde..Türk askeri vicdanlıdır mesajı verilmeye çalışılmış, bu ülkede daha yakın zamanda uyuduğu için eline pimi çekilmiş bomba veren teğmenlerin olduğu gerçeği unutularak..Aslında bu da bir "uyursan ölürsün" gerçeğiydi..Yani demem o ki, kimse bu filme tarafsız demesin..Bir de biraz klişe de olsa Türk bayrağını göndere çeken Kürt askerin bir yandan kürtçe türkü söylemesi, yanındaki diğer askerin de türkünün sözlerinin anlamını sorması güzeldi bence..

Toparlayacak olursak, evet film güzeldi..Vasat demek bence haksızlık olur..Klişeler de barındırıyordu içinde, güzel mesajlar da..Hikaye fazla "bizden" olunca etkiliyor da insanı ister istemez, çabucak içine alıyor konunun..Levent Semerci bence iyi bir iş çıkarmış, ilk filmi olduğunu da düşünerek söylüyorum bunu..Ayrıca komutan rolündeki Mete Horozoğlu da iyiydi kesinlikle, rolünün hakkını vermiş..Bir de belki biraz itiraf niteliğinde olacak bu ama söylemeden geçemeyeceğim..Pek çok etkileyici sahnede kendimi tutmama rağmen, filmin sonunda yaralı askerin kopmuş Atatürk büstünü alarak, yerine takmaya çalıştığı sahnede bir kaç damla yaş süzüldü gözlerimden..Pek çok yerde Atatürk isminin, resminin gereğinden fazla kullanılmasına, bu ülkedeki çoğu insanın Atatürk'ü putlaştırmasına katlanamayan biri olarak, neden bu sahnede bu kadar duygulandım ben de bilmiyorum..Biraz kendimi sorgulamama, -hangi tarafa- yakın olduğumu daha iyi anlamam gerektiğini düşünmeme neden oldu bu..Bir nevi kendimi imtihan ettim, neye yakınım diye..Filmle alakasız ve biraz kişisel bir çıkarım ama, paylaşmak istedim..Aslında izleyen herkes de böyle kişisel çıkarımlarda bulunup, bir imtihan yapabilir kendine..Sonuç olarak, pek çok gereksiz Amerikan yapımı filmlere prim veren insanlar olarak, bu filme haksızlık yapılmamalı diyorum..Çünkü dediğim gibi fazla "bizden" bir film..Fazla gerçekçi..Gidin izleyin, izlettirin..Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, ben bu filmi ikinci kez izlemem..Nedenlerimi yazıyı dikkatli okuduysanız eğer, anlayabilirsiniz..